Doğan Medya Grubu Yayın İlkeleri ?Testis?e Takıldı!

31 Ocak 2007 yazar İbrahim Kutluay

Bu yazı Cevdet AKBAY/Amerika/Nasname /akbayc@gmail.com tarafından yazılmıştır. Orijinal sürümü ise Linkinden okunabilir. Yazıyı orijinaline sadık kalarak, yazar adını vs silmeden yayınlıyorum. Yinede talep edilrse sitemden hemen kaldırabilirim. Bunu buraya alma sebebim ise medya gücünü kendi çıkarlarına alet edilen bir takım çevrelerin gerçek yüzünü gayet iyi sergilemesi. Dolayısı ise bu yazıyı ne kadar çok kişi okursa o kadar çok işe yaramış olur.

******************
Aydın Doğan?ın Darbeci Medyası, değinilmesi gereken bunca önemli mesele varken beni testis vakıasını yazmaya mecbur etti. Aralık 2006?nın son iki haftasını bu medyanın gündeme soktuğu ?testis? muhabbetiyle geçirdik. Ertuğrul Özkök?ün dün yazdığı bir yazı soğumaya yüz tutan testis olayını tekrar alevlendirdi.

İyi de oldu?

Doğan Medyası?nın cinsel takıntısı sanıyorum herkesin dikkatini çekiyordur. Bu takıntı, Doğan Medya?da çalışan bir iki kişi ile sınırlı olduğunu sanmıyorum; ta tepeden aşağıya kadar birçok zevatta bulunan bir takıntıdır bu. Demek istediğimin anlaşılması için meseleyi biraz deşip açmak istiyorum:

9 Eylül 2002 tarihli Zaman?da Nuriye Akman?la konuşan Aydın Doğan?ın çok ilginç bir cinsel fantezisini öğreniyoruz. Mesela Akman?ın, Hürriyet?in arka sayfasında mutlaka bir haber değeri taşımayan bir çıplak kadın resmi oluyor. Bu hoşunuza gidiyor mu? sorusuna, Aydın Doğan şu cevabı veriyor:

Aşırıya kaçmamak kaydıyla. Milliyet Gazetesi?nde derdim ki Doğan Heper?e, ?Her gün birinci sayfada güzel bir kadın görmek istiyorum.? Ama çok apaçık olmayan bir resim olmasını isterdim. Hatta, işte Atatürk kadını falan derdim. Son zamanlarda Atatürk kadını çok kapalı kaldı. Biraz da frikiki falan olsun diyordum.

Nuriye Akman?ın Niye peki ?kadını? kullanıyorsunuz? sorusuna verdiği cevap ise çok daha enteresandır:

Ben birinci sayfasında güzel kadın olan bir gazeteye daha çok bakarım. Benim yanımda şimdi bıyıklı, ter kokan bir adam mı olsun, senin gibi güzel bir hanım mı olsun?

Bu cümleler Türkiye?deki en büyük medyanın sahibi Aydın Doğan?a ait. Seviye meselesi, ne diyelim!? Haber değeri sıfır olduğu halde gazetelerin birçok sayfasını işgal eden frikikli kadın resimleri, Aydın Doğan?ın bu cinsel fantezilerini tatmin etmek için konuyordur belki, kim bilir! Eh, böyle bir patrona ancak cinsel takıntısı olan gazeteler yaraşır.

Aydın Doğan?ın yukarıda alıntıladığım en son cümlesini okuyunca irkildim. Birden hayalime, ağız kenarlarından göğsüne doğru şapur şupur salya damlayan, çeneden aşağı doğru sarkmış yirmi santim uzunluğundaki bir dille Nuriye Hanım?ın üstüne çullanmak için fırsat kollayan bir şahsın silueti belirdi. Şeytan işte, insanın aklına bazen böyle nahoş şeyler getirebiliyor!

Başyazar Oktay Ekşi?nin cinsel fantezileri hakkında herhangi bir malumatım yok ama, Ertuğrul Özkök?ün de patronuyla aynı fantezilere sahip olduğunu Nurcan Akad?ın 15 Aralık 2002 tarihli ropörtajından anlıyoruz (Nuriyet Akman, Zaman).

Aynı cenahta olsalar bile, herkesin topyekün olarak Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök ve Uğur Dündar?ın kefesine konamayacağının da farkındayım? Mesela, Aydın Bey?in kızı Vuslat Doğan Sabancı Hanım, arka sayfa güzeli uygulamasını gayet saçma olarak görüyor. Çünkü kadının orada bir meta olarak çıplak bir şekilde durması, erkelerin de buna aptal aptal bakmasını saçmalık olarak görüyor (Nuriye Akman ile ropörtaj, 07 Eylül 2003, Zaman).

Aydın Doğan?ın ben birinci sayfasında güzel kadın olan bir gazeteye daha çok bakarım lafından hemen sonra Vuslat Hanım?ın erkelerin de buna aptal aptal bakması ifadelerini okuyunca olay baba ile kız arasında cereyan ediyor, ben bu sataşmaların fersah fersah dışındayım, arkadaş diyerek susmayı tercih ediyorum. Neme lazım, yazarlarından sonra bir de patronlarının tazminat davasıyla boğuşmaya cesaret edemiyorum?

Bütün bu anlatılanlar teferuattandı? Girişti. Asıl mevzuya şimdi geliyorum.

Hürriyet Gazetesi, 17 Aralık 2006?da Tesettür Faciası başlığını manşete çekmişti. Uğur Dündar ve Mine Özbek imzalı haberde özetle söyle deniyordu: Çoban A.G. testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Acilen ultrasona gönderildi. Tesettürlü kadın radyoloji uzmanı geri çevirdi. Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi. Başhekimlik devreye girdi. Hemen ameliyata alınan genç, bir testisini kaybetti!

Bu iddia bir doktorun raporuna dayandırılıyordu. Hastahane Başhekim?i olayı aynı gün yalanladığı halde Hürriyet bildiğini okumaya devam etti. Bu da mı yalan Sayın Başhekim başlıklı haberde, bir kutu içinde Altını çize çize o rapor alt başlığıyla sunulan raporda başörtülü doktor iması bile bulunmuyordu (18 Aralık 2006, Hürriyet). Demek haber, özellikle başörtüsü ve başörtülüllerle ilişkilendirilmek için çarpıtılmıştı. Bu haber, başta Uğur Dündar olmak üzere haberin yayınlanmasında emeği geçen bütün Hürriyet Gazetesi mensuplarının alnına yapışan büyük bir ayıp olarak tarihe geçti.

Bu işgüzarlık yetmiyormuş gibi, eserleri olan bu medyatik cinayetin bir iftira ve yalan olduğunu ta başından beri kamuoyuna duyuran Vakit Gazetesi ve diğer muhalif medyaya sataşmayı de ihmal etmediklerine şahit oluyoruz. Bu da mı yalan Sayın Başhekim başlıklı haberdeki şu ibretlik ifadelere dikkatinizi çekmek istiyorum: Dinci çevrelerde sanki olayın kasıtlı olarak türbanlıların üzerine gitmek içın çıkarıldığı havası yayılıyor. Olayın kasıtlı olarak türbanlıların üzerine, ve türbanlılar üzerinden de AK Parti Hükümeti üzerine gitmek için çıkarıldığı öyle açık ki, bunu görmek için dinci çevre olmaya gerek yok, kafada bir miktar beyin hücresine ve kalpte de biraz insafa sahip olmak yeterlidir.

Bu medyatik cinayetle, evrensel medya etiği şöyle dursun, her sene süslü kelimelerle yenileyip kamuoyuna sundukları Doğan Medya Grubu Yayın İlkelerinin hemen hemen bütün maddelerini ayaklar altına aldıklarını rahatlıkla görebiliriz. Bunların bu tavrı bana putperest Mekkelilerin bir geleneğini hatırlattı; Bir yolculuğa çıkarlarken, yolda tapınmak amacıyla yanlarında helvadan yaptıkları putlardan da alırlarmış, yolculuk esnasında acıktıklarında da oturup bu helvadan putlarını afiyetle yerlermiş!

Doğan Medyası da çeşitli zamanlarda yeniledikleri ilkelerini sene boyunca bu tür haberlerle katledip yiyorlar (http://kurumsal.milliyet.com.tr/kurumsal_yonetim_menu_1_2.asp). Yalan, iftira ve propaganda amaçlı asparagas haberlerle delik deşik ettikleri DMG Yayın İlkelerinin 2007 versiyonunu da bir ara oturup yazarlar herhalde. Yeni versiyonun editörlüğünün Uğur Dündar?a verilmesini öneriyorum.

Ayrıca, Doğan Medya?ya, arka sayfa güzeli, orta sayfa güzeli, ön sayfa güzeli?ne ilave olarak Uğur Dündar yönetiminde bir Testis Sayfası açmalarını tavsiye ediyorum. Testisli asparagastan sonra masum iki bayanın onuruyla oynayan Uğur Dündar?a Testis Sayfası pek yakışacak doğrusu. Bu kötü ünden sonra, haddini bilmez bazı terbiyesizlerin kendisine takacağı ?Testis Uğur? lakabı için de tatlı canını sakın ola ki sıkmasın.

Buradan, Ertuğrul Özkök?ün 30 Ocak 2007 tarihli Hürriyet?teki Özür ve Teşekkür başlıklı yazısına gelmek istiyorum. Yazı, Uğur Dündar?in asparagas testis haberi ile ilgili. Özkök?ün kaleminden şu bilgileri öğreniyoruz: Üğur Dündar ve ekibi raporu ele geçiriyor, olayı başhekime de soruyor ama net bir cevap alamamalarına rağmen haberi yayına sokuyorlar. Anlaşılan, Dündar?ın başörtüsü takıntısı, doğru bir araştırma yapmasına mani olmuş. Olay Hürriyet gibi bir gazetede çıkınca, Sağlık Bakanı Recep Akdağ olay yerine müfettiş göndererek inceleme başlatmış, soruşturma da geçen hafta tamamlanarak kamuoyuna duyurulmuş.

Şöyle diyor Öztürk: Müfettişler, gerçekten iyi bir soruşturma yaptılar ve şu sonuçlara ulaştılar: İki kadın görevlinin bir kusuru yoktu. Başhekim, iki kadın radyoloğun o gün görevde olmadıklarını söylemişti. Biri görevdeymiş ancak kendisinden çekim istenmemiş. Öteki ise görevde değilmiş.

Yani?

Yanisi ve tercümesi şu: Uğur Dündar?ın Testis Raporu gerçeklere dayanmayan asparagas bir haberden ibaretti. Hürriyet Gazetesi?nin olağan hale getirdiği iftira ve yalanlarından bir tanesi daha en yetkililerinden biri tarafından itiraf edilmiş oldu.

Uğur Dündar ve kadrosu, haberi gündeme sokmadan önce detaylı bir araştırma yapmaları gerekirdi, bunu yapmayıp olayı tek taraflı vermeyi tercih ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, o günlerde böyle bir haberin acilen gündeme sokulması gerekiyordu. Bu aceleciliğin bir yerlerdeki ihale, borç erteleme, teşfik başvurusu ile alakadar olup olmadığını bilmiyorum ama, Doğan Medya?nın Aralık 2006 gündemine bakıldığında, Güneydoğu ve Hizbullah hakkındaki haberlerin yanında, başörtüsü ile ilişkili uydurma haberlerde dikkat çekici bir bir artış olduğunu görürüz!

Hürriyet Gazetesi, olayı sağlam delillere dayandırmadan alelacele Tesettür Faciası şeklinde gündeme sürerek iki tane masum doktorun onuruyla oynadı, milyonlarca başörtülü insanı ve sevenlerini töhmet altında bırakti! Bu, çok açık ve çirkin bir ırkçılıktan başka birşey değildir. Bu da Hürriyet?in ne ilk ne de son marifetidir!

Ertugrul Ozkok soyle yazmaya devam ediyor:

Bu sonuçtan sonra bize yapılacak tek şey kalıyor. İki kadın görevliden özür dilemek. Onu da kamuoyunun önünde açıkça yapıyorum.

Olumlu olmakla birlikte eksik bir adım?

İki masum bayan, iki üç hafta boyunca televizyon ekranlarında ve gazete manşetlerinde hedef gösterildi, aşağılandı, hakarete uğradı? Hastahanenin Başhekimi de aynı şekilde hedef alındı? Rapor yazan doktorun raporu çarpıtılarak hiç ilgisi olmadığı halde olay başörtüsüyle ilişkilendirildi?

Neticede, yalancılıklarını da itiraf ettiler? Bütün bu suçlara karşın yapılan tek şey, gazetenin iç sayfalarından birinde küçük puntolarla özür dilemek, haberi yapanları uyarmak ve yazı işleri olarak gereken dersi çıkardığını iddia etmek!

Bunların lügatındaki medya etiği sadece bunu mu gerektiriyor? Aynı hakaret kendilerine yapılsaydı onların reaksiyonu ne olurdu acaba? Vakit Gazetesi, sözkonusu medyanın yalan haberlerini ifşa ettiği için bunların hedefinde, Vakit?i kapattırmak için ellerinden geleni yapıyorlar!

Medya gücünü silah, muhabirleri de birer tetikçi gibi kullanarak masum ve savunmasız insanların en mahrem bilgilerini ortaya saçıyorlar, onurlarıyla oynuyorlar, geleceklerini karartıyorlar? Sonra iç sayfalardan birinde kuru ve ciddiyetsiz bir özür kelimesiyle işi geçiştiriyorlar! Onur kavramına yabancı olduklarından, insan onurunu pervasızca ayaklar altına alıp ezebiliyorlar.

Eğer Türkiye?de tam demokratik bir sistem olsaydı, işledikleri bu cinayete karşılık ömürlerinin önemli bir kesitini hapishanelerde geçirirlerdi. Ama sistemin laçkalığından dolayı kimse onlara dokunamıyor, işledikleri suçlar yanlarına hep kâr kalıyor. Fakat bu demek değildir ki hep böyle dokunulmaz kalacaklar! Çünkü, keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!

Şuçun itiraf edilmesinden sonra Uğur Dündar ve Hürriyet Gazetesi?ndeki diğer sorumluların zerre kadar onuru varsa istifa ederler. Ya istifa edip onurlarını korumayı, ya da onursuzca yaşamayı seçip görevde kalmayı seçecekler! Bu tercih onlar için bir onur testi hükmünde olacaktir.

31 Ocak 2007
************

252 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Medya, Toplum , Yorum yok »

Hürriyet’ten Yalan Haber Özrü (Testis Vakası)

30 Ocak 2007 yazar İbrahim Kutluay

Malum yerlerde geçtiğimiz günlerde aniden bir testis olayı patlak verdi. Nerdeyse birden 10 yıl öncesi günlere dönmüştü medya. Özetle; bir çoban hastaneye kaldırılır. Çobanın testisinde sorun vardır anca ne hikmetse görevli türban üstü peruklu vatan haini radyologlar ultrason çekmezler. Sonuçta çocuk testislerinden birisini kaybeder. Doktor bunu rapor eder ve bir ay sonra malum haber patlar.

Aslında olay bir sağlık skandalıdır. Ama birden herrşey radyologluların baş örtüsüne düğümlenir. Çünkü onlar erkek olduğu için hastanın filmini çekmemiştir.

Bakan müfettiş gönderir olay incelenir. Sonuçta bayan radyologların o güne kadar yüzlerce erkek hastanın ultrasonunu çektiği görülür. suçlu bulunanlarsa 5 doktordur. Birisi acil hastaya geç müdahale etmiş. Diğeri yeşil kartlı garibanı yazıhanesinede çağırıp 100 YTL ücret almıştır. Diğerleride başhekim dahil suçlu bulunur müfettişlerce. Bugün Ertuğrul Özkök kendi kaleminden bir özür yayınladı. Her zamanki gibi çamur at izi kalsın olayını yapmış ve yerine çekilmekti bu kısaca. Haberi ilk yapan Uğur Dündar’dan ise ses seda yoktu.

Bayan doktorlarsa ise iftiraya karşı 300.000 YTL ‘li bir dava açmışlar. Bakalım bazen mızrağı çuvala sığdıran adaletimiz bu defa ne karar verecek.

161 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Medya, Toplum , Yorum yok »