30 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Evet bugün 30 Ağustos. Ülkemin mozayiğindeki herkes için gurur günü olması gereken bir gün. Ülkemizi işgal eden ancak başına gelebilecekleride önceden hesap eden İngilizler, etliye sütlüye karışmadan Yunanlıları üzerimize salmışlardı. Sonuçta verilecek olan bir varolma yada yokolma savaşıydı.
Herkes, her aşiret, her etnik köken için bir Kurtuluş Savaşıydı bu. sonuçta biz kazandık, Yunanlılar yenildi. Hamileride geldikleri gibi gittiler.
Bu aslında bir ders. Çünkü kendinden başka güveneceği hiç bir şey kalmamış insanların zaferiydi bu.
160 - (Toplam) 1 - (Bugün)
Kategori Toplum , Yorum yok »
28 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Bugün yeri geldiğinde yabancı dilin ne kadar önemli olduğunu gördüm yeniden. Mesleki anlamda bilgi düzeyi olarak leblebi çekirde sayılabilecek bir konuda yabancı dil sorunu önünüze engel olabiliyor. Bu bakımdan “bir lisan bir insan” lafı cidden çok önemli.
Yıllardır kendi çabamla İngilizce konusunda çabalar gösteriyordum. İngilizce konusunda normal birine görede iyi durumdayım. Ancak tabiki bu yeterli değil.
Siz siz olun eksiklik duyduğunuz konuları bir an nce kapatmaya bakın.
172 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Bilişim, Toplum , Yorum yok »
24 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Bir ayı düşünün serinlemek için suya girmiş. Kimlik taşıyan insan vasıflı kişiler düşünün bal kovanları yüzünden dertli.
Bu insan namlı yaratıklar bu ayıyı 2 saat taşla, sopayla vura vura öldürüyorlar. Hatta yorulunca nöbet değişiyorlar.
Mazeretleri belli “ayılar kovanlara zarar veriyor”… E bunun önlemi yokmu kardeşim. Karadenizde adamlar çalan bir radyo bırakıyorlar ayı yaklaşmıyor bile.
Kaldıki öldürmenmi gerek. Öldür ama bu hınç bu eziyet nedir ? İki koca saat, bir değil beş değil yüzlerce defa taşla, ucu sivri sopalarla vura vura öldürmekte neyin nesi.
Ben insan olmaktan utandım.
Acaba dakikalarca bu görüntüleri çekipte müdahale etmeyen kameramanda utanmışmıdır ?
158 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Toplum , Yorum yok »
20 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Avustralya’da İkitidar partisi yerini İşçi Partisine bırakacakken birden bire Murdoch medyası tarafından gündeme getirilen 2003 ten kalma haberler gündeme bomba gibi düştü. İşçi Partisi lideri Rudd, anketlerde 8 puan birden öne geçtiği anda bomba patladı. Rudd vergi mükellerinin karşıladığı harcırahla striptiz kulübüne gitmiş ve hatta sarhoş olmuştu. Rudd hemen olayı kabul edip özür diledi. Ancak stratejisini hristiyanlık, aile vs gibi şeylere oturan lider için bu tam bir yıkım oldu. Bu Murdoch medyasının muhafazakar Michael Howard hükümetine son kıyağı denebilecek bir olay.
Olayın beni ilgilendiren boyutu ise bu gazetenin sahibi Murdoch bizdeki FOX Tv ninde sahibi aklıma gelenlerse pek iç açıcı değil. Ya Murcdoc’un elinde bizim politikacılarında böyle çiçek sulama görüntüleri varsa ve bu görüntüler böyle kritik zamanlarda ortaya salınırsa. Dahada kötüsü bu kişilerden devlet güvenliğine ait bilgiler talep edilirse…
Bu durum medyanın bir nevi kontrol altında olması gerektiğininde ispatı ancak olayın birde tersi var. Ya bizdede Howard - Murdoch benzeri siyasetçi-medya patronu kumpası yaşanırsa ne olacak ?
199 - (Toplam) 1 - (Bugün)
Kategori Medya, Toplum , Yorum yok »
18 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Yukardaki vecize çok doğru bir vecizedir. Örneğin
27 Mayıs’ın kudretli Albayı daha sonra 2. kez darbe planlayınca Hindistan’a elçilik maskesiyle sürgün gitmişti.
12 Mart’ın kudretli paşası ise, üstelikte darbe arkadaşlarınında birazcık desteği ile Cumhurbaşkanı seçilemeyince kahrından ölmüştü.
Medyada resmen ihtilal vari bir operasyon oldu. Önce Yılmaz Özdil Sabah gazetesinden ayrıldı. Sonra Hürriyet’te yazacağı açıklandı. Sonra Emin Çölaşan sokakta duyulsa yüzlerin kızaracağı bir haberi sansürsüz yayınlayınca kovuldu.
Şimdi herkes birşeyler söylüyor ama benim yorumum gayet basit.
- Doğan grubu zaten yıllardır Çölaşan’dan rahatsızdı.
- Sabah’a yeniden el konulunca düğmeye bastılar. Gideceği rakip gazete kalmayınca rahat hareket edeceklerdi sonuçta.
- Önce Yılmaz Özdil’e trasfer teklifi yapılıp, yazılarına muhalefet rüzgarı körüklendi, öyleki Özdil bir anda Hasan Tahsin vari etrafta tabancalı gezer gibi muhalefet yapmaya başladı.
- Sonra muhalefet yazmak istiyorum, engelleniyorum havasında bastı istifayı
- Hürriyet’ le anlaştı
- İlk fırsat bahane edilip Çölaşan kovuldu.
- Yılmaz Özdil diyecek ki ben muhalif yazarım o yüzden buraya geldim. TSMF’ ye yalakalık yapmamak için Sabah’tan ayrılmıştım zaten
- Hürriyet diyecek ki “Biz Çölaşan’ı muhalif diye kovmadık, öyle olsa seçim döneminde en sert yazar olanÖzdil ile neden anlaşalım”
Şimdi bir kaç sorum var. Yıllardır merak ederim.
- Sayın Çölaşan ilkeli gazeteci kaynaksız haber yazmaz biliriz. Ne hikmetse ben kendimi bildim bileli sizin haber kaynağınız hep kuşlardır. Bu kuşları açıklamayı düşünmüyormusunuz ?
- Kuşların kulağında artık bir sorun mu varki kovulacağınızı önceden haber alamadınız ?
- Birileri müthiş servetiniz olduğu iddiasında bulundu. Bunu çürütme adına ne zaman servetinizi açıklayacaksınız? Yok iddialar doğru ise sizce nasıl olupda maaşlı çalışan bir gazete yazarının yaklaşık 14 trilyon liralık serveti olabilmektedir.
- Son haberdeki derginin haftalık yayın olmadığı iddia edildi, bu doğru mu ?
- Size göre haftalık, kurumunuza göre ise Terör örgütü yayını olan bir dergideki ağza alınmayacak derecedeki küfürlerin, sizce bir gazetede sansürsüz yayınlanması Türk toplumunun aile yapısına uygun mudur ? Siz ailenizden buna uygun bir terbiye anlayışı mı edidiniz ?
- Hepsinden önemlisi yıllardır malum gazetede sağa sola “Vatan Millet Sakarya” nutukları atmaktasınız. Peki nasıl oluyorda, patronunuzun POAŞ’ı milletin parasıyla satın alması, katrilyonluk vergi borçlarının bir anda kuşa dönerek adeta sıfırlanması konularında sizden tek kelime çıkmıyor. Sizin vatanperverliğiniz sadecebelli bir sınıfa karşımıdır ? Yoksa siz bir kalemşör müsünüz ?
Not: Ben Emin Çölaşan’ın bu vergi borcu konusunda yazdığı aleyhte bir yazı hiç hatırlamıyorum. Varsa ve linki elime geçerse burdan özür dilemeye hazırım.
143 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Medya, Toplum , Yorum yok »
17 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Rusya’daki internet sitelerinde dolaşan “Türkiye’de yaşamak için 37 neden” başlıklı bir yazı tartışma yarattı. Yazı, kimliği bilinmeyen bir Rusun gözüyle Türkiye’de yaşamanın olumlu yanlarını anlatıyor. Aslında Rusya’yı eleştirmek için yazıldığı sanılan yazı, Türkiye’yi bilen Ruslar tarafından ise “gerçekten çok uzak” bulunuyor. “turkey.ru” sitesinde de yer alan “Türkiye’de yaşamak için 37 neden” şöyle:
1) Duvarlarında küfürlü yazılar yok.
2) Yılın 340 günü güneşli.
3) Kış olmadığı için her sene kışlık elbise ve ayakkabı almaya gerek yok.
4) Dört yanı sıcak denizlerle çevrili.
5) Her zaman taze sebze ve meyve var.
6) Rusya’daki külüstür daireyi satıp Antalya’da 100 metrekarelik ev almak mümkün.
7) Asık yüzlü Rus turistler dışında, insanları güler yüzlü ve nazik.
İnsanı bezdiren evsizler, yoksullar ve çingeneler yok.
9) Çalılıklar arasından alkolikler ve uyuşturucu kullananlar çıkmıyor. Evlerin girişi temiz.
10) Uyuşturucu kullananlarla satanları hapse atıyorlar.
11) Komünistlerle faşistler elde bayrak dolaşmıyor.
12) Pencereden bakınca deniz ve dağlar görülüyor, elinde gamalı haç olan dazlak gençler değil.
13) Votka değil, lale ülkesi.
14) Kurallara uymayan sirenli Mercedesler yok.
15) Doğaüstü yetenekli olduğunu iddia edenler yok.
16) Nüfus sorununu Çinliler ve Özbeklerle çözmüyorlar.
17) Sarhoş sürücüleri hapse atıp ehliyetine el koyuyorlar.
18) Suç oranı her yıl iki kat artmıyor.
19) Üniversiteye evlenmek ya da askerden kaçmak için değil, topluma faydalı bir meslek edinmek için gidiyorlar.
20) Doktorlarla öğretmenlere saygı duyuyorlar.
21) Ekranda beş dakikada bir kepek şampuanı ve kanatlı kadın bağı reklamı yok.
22) Yol sorana küfür etmiyorlar.
23) Sözde emeklilik reformu yok.
24) Valiler ve belediye başkanları insanları öldürmüyor, rüşvet almıyor.
25) Kadınlar erkeklerden tembel ve ayyaş diye söz etmiyor.
26) Erkekler yukarıdaki sıfatları hak etmek için uğraşmıyor.
27) Vatandaşlar yasalar önünde eşit. Polis felsefe profesörünün cebindeki parayı almıyor.
28) Çocuklara yarı tanrı gibi davranıyorlar.
29) Seri katiller yok.
30) Nehirler mikrop yuvası değil.
31) Patika değil, gerçek yollar var.
32) Domuz yemiyorlar.
33) AIDS’li ve veremli sayısı Afrika’dakinden çok değil.
34) Sokakları güvenli, üç kuruş için adam kesmiyorlar.
35) Ticarette rakipler birbirlerini öldürtmüyor.
36) Hakkını aramak için haydutlara gitmek gerekmiyor.
37) En önemlisi, başka bir Tanrıya inansalar da Türkiye’de iman var.
Şimdi Benim yorumlarım isteyen kızabilir.
- Tuvalet kapılarının arkasını ve bir çok şehri görmediler galiba
- Bu doğru güneşimiz gani
- Kış olmadığı için ayakkabı almıyoruz belki ama gücü yeten herkesin en az 7-8 çift ayakkabısı var
- Denizlerimiz gani ama kuraklık tehlikesi kapıda
156 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Toplum , 2 Yorum »
16 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Google Microsoft’a yeni bir cephe daha açtı. Bilindiği üzere Microsoft en çok parayı işletim sistemlerinden ve Office yazılımından kazanıyor.
Google stratejisi ise basit.
Web üzerinde çalışan Office yazılımları tüm işletim sistemlerinde çalışacağından Windows ve ayrı bir Office yazılımına gerek kalmaz. Dolayısı ile Microsoft’un en çok kazandığı damar kesilir.
Siz bakmayın Microsoft’un efelendiğine. Tebbirlerini şimdiden almaya çalışıyorlar bile. yoksa ERP yazılım işine vs neden girsinler. Bu iş kala kala M$ ‘amı kaldı.
Şimdi ise Google Sun trafından geliştirilen ve 70 dolara satılan Star Office paketini ücretsiz dağıtma kararı aldı ve bir cephe daha açtı. Çünkü web ne kadar hızlanırsa hızlansın, sonuçta kullanıcılar kendi sitemlerinde duran dosyaları daha güvenilir buluyorlar.
Endirekt olarak bir bilgi daha Star Office zaten yıllardır Open Source bir türeve daha sahip e Opne Office.Org adıyla yayınlanan bu sürüm zaten yıllardır bedava.
210 MB büyüklüğündeki bu ücretsiz Office paketini indirmek için pack.google.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Bilindiği gibi Google Pack paketinde StarOffice`in yanı sıra Picasa, Norton Security Scan, Skype, Google Earth, RealPlayer gibi her kullanıcının ihtiyaç duyabileceği ücretsiz uygulamalar yer alıyor.
Diğer Linkler ise
Open Office
Open Office Türkiye
140 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Bilişim, Yazılım Haberleri , Yorum yok »
16 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Bir zamanlar 5-10 Mb alan için kullanıcılarını meleten Microsoft Hotmail Sonunda bir çok kullanıcıyı Gmail’e kaptırınca mecburen alan boyutunu 5 Gb’ a çıkarmaya karar verdi.
Ayrıca spam kontrolleri ve performansı artırılmış. Arap kullanıcılarda Hotmail’i artık kendi dilllerinde kullanabilecekler.
Son olarak eklenen özellikler ise tatil cevabı ve ayrıca adres defterindeki aynı kişinin birçok mailini tek girişe girerek aynı kişiye birden fazla mail gönderimini önleyebilmesi.
Sen yok yaşa Google. Microsoft’uda dize getirdin ya….
206 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Bilişim, Internet , 2 Yorum »
16 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
2001 yılında oturup kendim yardımcı bir program yazmıştım. Ekrandaki duvar kağıdını değiştirip yazdığım programla resmin adını ini dosyasından alıp ekrandaki resmi o isimle kaydediyordum … Zahmetli olmuştu ama 6000 e yakın resmi böylece çıkarıp kaydetmiştim. 1.5 yıl kadar sonra Irfanview programı bu iş için bir plugin yayınladı. Ancak bu eklenti benim program gibi orijinal adı bulamıyordu.
Ben filmlerde jeneriği seyreden kafada bir insanım. Yani resmi güzelliği kadar nerede olduğu, ne olduğu, kimin çektiği vs benim için önemli.
sourceforge sitesinde rastladığım UWC (Ultimate Webshots Converter) adlı program bütün Webshot paketlerini doğrudan açıp kullanabilen bir özelliğe sahip. Ini dosyalardan ek bilgileride çıkarabiliyor. Bence tek kelime ile A+ hakediyor. Ayrıca Linux sürümüde var.
Sitenin orjinal adresi ise
Aklınızda bulunsun avuçla para verip aldığınız bir çok yazılımın muadili sourceforge sitesinde kaynak koduyla birlikte bedava…
256 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Bilişim, Yazılım Haberleri, Yazılım Önerileri , Yorum yok »
16 Ağustos 2007 yazar İbrahim Kutluay
Sıcak bir yaz gecesi uyuyordum. Gecenin bir vakti telefon çalmaya başladı. Açtım. ITÜ, YDO ‘da öğrenci olan Gemi Kaptanı adayı kardeşim İsmail’di arayan. Doğrudan “Kurtulduk, kurtulduk” dedi. “Ne oluyor” filan dedim şaşkınlıkla, “yarın öğrenirsin” dedi ve kapattı. Ertesi gün öğrendim neler olduğunu. 17 Ağustos depremi olmuştu ve Marmara bölgesi yerle birdi. Kardeşim bir toplulukla “isim yazmıyorum politik algılayanlar olabilir”, birlikte Sakarya’da vs depremzedelere yardım organizasyonlarına katıldı yaklaşık 15 gün.
Söylediği
- Binalar yerle bir
- Her yerden cesetler çıkıyor
- Hiç bu kadar ölü bir arada göreceğime inanmazdım.
Derken ölü sayısı 15-16000′ e dayandı. Bir gün aniden 27.000 sayısına çıktı ve gene aniden sayıyı açıklayan memur kovuldu, hata olmuş denilip sayı ne hikmetse 17.000′e geri düşürüldü. Açıklama daha sonra “Apo’nun neden teslim edildiğinide anlamadığını” açıkça ifade eden Başbakan Ecevit’ten geldi. Aynı Başbakan deprem bölgesinden mesajlarınıda TV ekranları aracılığı ile gönderdi. İletişim imkanı olmadığından. (Uydu telefonu denen şeydende haberi yoktu, çünkü yazılarını daktilo ile yazan biriydi bu çağda)
Halk dalga dalga yardım ederken birden deprem vergiler ve özel iletişim haracı gündeme geldi ve yardımlar bıçak gibi kesildi. Açıkçası bende düşündüm “madem sonunda kazık beni bulacak neden ekstra yardım edeyim.” Ama genede giysi vs sembolik yardımlar yapıldı. O zamanki çalıştığım şirket Koniteks’te birer yevmiyelerimiz bize sorulmadan kesilip depremzedelere bağışlandı. (Sorulsaydı karşı çıkacakmışız gibi) Şirket adına ama çalışanlar adına değil. Yazınında fotokopisini çekip üstüne “çalışanları” ibaresini ekleyip bizleri keriz yerine koymaya kalktılar. (anti parantez şirket sahibi meşhur “keriz silkeleme” operasyonunda borsa manipülasyonundan tutuklandı.)
Daha sonra Başbakan “deprem vergileri neden depremzedelere harcanmadı” diyenlere “vergi açıklarında kullandık” dedi.
Ölü sayısının aniş düşüşüne gelince daha sonra öğrendimki “bir yerde bir afet olur ve 20.000 den fazla kişi ölürse orası doğal afet bölgesi ilan edilip 5 yıl süreyle vergi alınmıyor”… Sanırım anladınız siz onu. Yaniİstanbul ve Kocaeli şehirlerinden 5 yıl vergi almadan hangi ekonomi ayakta durabilrdiki bu ülkede.
Kimileri yardım eden bazı grupları bile bazı sınıflara koydu. “Ordu işe el atsın, bazı vakıflar propaganda yapıyor” diyenler oldular.
Sanko’nun sahibi A. Konukoğlu ilk anda 40.000 metre kaput gönderdiğinde herkes “kafayı mı yedi” demişti… Daha sonra ise insanlar cesetler gömecek kefen bulamadığında anladılar işin hikmetini. Adam ileriyi görmüştü. Kimi cesetler salgın hastalık tehlikesine karşı topluca gömüldü.
Deprem kurtarma ekibinden birinin pikabın teybine koyduğu kasetle misket oynadığı görüntüyüde unuttu, yıkıntılardan çeyiz sandığından çıkan elbiselikleri yatak yüzlerini ayıran kurtarma görevlilerinide unuttu bir çok balık hafızalılar.
Aradan onca yıl geçti;
- Bir çok hasarlı binada hala oturuluyor.
- İnsanlar gene İstanbul’a kendilerini kaptırı, salıp salıverdiler
- Vurdumduymazlık gene had safhada
- Uyaran uzmanları kimse dinlemiyor
(Not: Malum Başbakan hakkın rahmetine kavuşmuş olduğundan çok fazla arkasından yazmak istemedim. Evet kendisi başkaları gibi çalan çırpan biri değildi ama, hatalarınıda yazmak en doğal hakkımız sanırım. Hakaret etmek gibi bir niyetim olsa bu açıklayı ekleme gereği duymazdım)
313 - (Toplam) 0 - (Bugün)
Kategori Toplum , 3 Yorum »