Melih Bayram Dede’nin haberinde okuduğuma göre; Uluslar arası Kızılhaç Örgütü, UyumSoft şirketinin, Kızılay için geliştirdiği e-Kızılay projesiyle ilgileniyor. 2006 yılında 6 ay gibi bir sürede geliştirilen ve Kızılay’ın tüm iş süreçlerini çevrimiçi takip edebilmesine imkan sağlayan yazılım, Kızılhaç yetkililerinin dikkatini çekti. İçerisinde insan kaynakları, kan bankası yönetimi, bütçe yönetimi gibi çok farklı modül bulunan yazılıma şu sıralarda, ‘Bağış Yönetim Sistemi’ ile ‘Afet Koordinasyon Sistemi’ ilave edilmesi için çalışmalar devam ediyor. UyumSoft Genel Müdürü Mehmet Önder, Özellikle afet koordinasyon sistemi konusunda, Uluslararası Kızılhaç’ın dikkatini çekmiştir. Çalışmalarımızın tamamlanmasının ardından önümüzdeki dönemlerde Uluslararası Kızılhaç Örgütü’ne bilgi vereceğiz” dedi.
Kısaca görüşmelerin olumlu yönde sonuçlanması halinde Kızılhaç, Türk yazılımı kullanmış olacak. Yıllarca kalitesiz, apır sapır, yolunda gitmeyen ne olsa aynı cümleyi duyduk. “Burası Türkiye”… Bu söz yetersizliğin, beceriksizliğin, gerliğin açıklamasıydı sanki. İşte gördüğünüz gibi yeterince uğraşında böyle şeylerde çıkıyormuş demekki.
Hepinizin bildiği gibi kurulu bir sistemi yeniden yapmak çok zordur. Örneğin Windows kurulu makineye bile yeniden Windows kurulacak olsa bile sancılı bir işlem yaşanır. Pardus geliştiricileri aldıkları stajyerlerin ve anketleride değerlendirip bir takım yeniliklere karar vermişler.
TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (EUKAE) tarafından geliştirilen Linux tabanlı işletim sistemi Pardus’un Ekim ayında çıkması beklenen 2007.3 sürümünde ne gibi özelliklerin yer alacağı yavaş yavaş netleşmeye başladı. Gündemdeki yeniliklerden en dikkat çekeni, Windows’tan Pardus’a geçiş kolaylığı sağlayacak ‘Göç Aracı’ adlı uygulama. Bu uygulama ile kullanıcılar e-posta dosyaları, e-posta hesapları, bilgisayarlarındaki belgeler ve birçok ayarı tek işlemle yeni işletim sistemleri Pardus’a aktarmış olacak.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen PardusGeliştirici Toplantısı’nda yeni yol haritası belirlendi. Yaz ayında bir staj çalışması başlatan TÜBİTAK UEKAE, yapılacak yenilikleri bu staja katılan öğrencilerin de fikirlerinden yola çıkarak belirlemiş. İşte Pardus’ta yer alacak yenilikler:
DELTA PAKET DESTEĞİ: Pardus 2007.3 sürümünde delta desteğinin olmasına karar verildi. Bu karar özellikle limitli ADSL kullanıcılarını sevindirecek. Çünkü delta desteği sayesinde artık güncellemesi çıkan bir paketin tamamını değil, sadece değişen kısmını indirilece. Bazı paketlerde yüzde 80′lere varan, genelde ise yüzde 50′ye yakın kazanım sağlıyor bu özellik.
İKİ AYRI PROGRAMLAR MENÜSÜ: Bir arayüzü olmasına rağmen menüde görünmeyen bazı küçük yardımcı uygulamalara erişim grafik yapılandırma aracı Tasma’ya basit menü veya genişletilmiş menü seçenekleri olacak.
AĞ YÖNETİCİSİ: Pardus 2007.3′de Ağ Yöneticisi’ne hızlı bağlantı desteğinin eklenmesi ve bazı ufak sorunların düzeltilmesine karar verildi. Bununla beraber ağ profilleri gönderme/alma etme yeteneği kazandırılması da bu geliştirmenin bir parçası olacak.
ÇOMAR ÜZERİNDEN FARKLI YETKİLENDİRME: Kullanıcıların her türlü işi gerçekleştirebilen grubu dışında da, sadece program ekleme/kaldırma yetkisi olan ya da sadece ağ profili ekleyip/çıkarabilen bir kullanıcı gibi profiller oluşturmasına olanak sağlanması planlandı.
PAKET İMZALARI: Kurumsal ve kamu pazarlarının beklediği bir özellik. 2007.3′e yetiştirilmesi bekleniyor. Bu özellik sayesinde paketlerin kim tarafından yapıldığı doğrulanabilecek.
GÖÇ ARACI: Windows kullanıcılarının kişisel bilgi ve ayarlarının Pardus’a aktarılabilmesini amaçlayan Göç Aracı adlı bir yazılım Pardus 2007.3′te yer alacak. Bu araç sayesinde kullanıcılar Windows ortamındaki birçok kişisel ayar ve verilerini tek bir araçla Pardus’a aktarılacak.
VEKİL SUNUCU (PROXY) YÖNETİCİSİ: Sistem çapında bir vekil sunucu yönetimi için gerekli altyapı geliştirilecek. Bu özellikle, vekil sunucu yönetiminin daha kolay ve sağlıklı bir biçimde yapılması sağlanacak.
Sabah Gazetesi arşivinde okudum. Neler oluyor okuyun sizde şaşıracaksınız.
Yurdun dört bir yanından firmalara yönelik gelen tüketici şikayetleri güldürmeye devam ediyor.
Tüketicilerin ‘turkhukuksitesi.com’ adlı internet sitesinde yayınlanan şikayetleri, yapılan inanılmaz hata ve çılgınlıkları gözler önüne seriyor. İşte insanı güldüren şikayetler:
“- Erzincan’da aşırı sıcaklardan bunalan bir ev hanımı raflarını çıkardığı buzdolabının içine minder koyarak oturmuş. Kapısı açık kalan buzdolabının kompresörü bozulunca “İyi soğutmuyor” diyerek üründen şikayetçi olmuş.
- Diyarbakır’da fritöz alan bir müşteri, ürünün ilk kullanımda eridiğini görünce firmanın yolunu tutmuş. Büyük bir hırsla içeri giren müşteri, elindeki erimiş fritözü göstererek kendisine arızalı mal satıldığını söylemiş. Fritözü gören satış görevlisi nasıl kullandığını sorunca adam anlatmış; “Ocağı yaktım, fritözü üzerine koydum. İçine yağ koydum. Ama yanmaya, erimeye başladı.” Satış görevlileri müşteriyi kusur kendisinde olduğu için ürünü değiştiremeyeceklerine ikna etmekte oldukça zorlanmış.
Bulaşık makinesi her işe yarar. Servis elemanları Türkiye’nin dört bir yanından gelen “Bulaşık makinem tabakları, bardakları çiziyor ya da şu boşaltmıyor” şikayetlerini incelemek için gittikleri evlerde müşterilerin ıspanak, lahana gibi yıkanması zor sebzeleri bulaşık makinesinde yıkadıklarını, hatta salça yapmak için domatesleri bulaşık makinesinde yumuşatanlar olduğunu görünce şoke olmuşlar. Sebzelerdeki kumun, su çıkış borularını tıkadığı ya da makinenin içinde kalarak bulaşıkları çizdiği, bunun da arızaya yol açtığı ortaya çıkmış.
- Mersin’de son model bir ütü alan tüketici, elektrikler kesilip işi yarım kalınca elektriksiz ütü yapmanın yöntemini keşfetmiş! Ütüyü ocakta ısıtarak işine devam etmek isteyen ev hanımı, ütünün gövdesinin yanması üzerine bayisine başvurarak, ütünün değiştirilmesini istemiş.
- Şanlıurfa’da bir müşteri, satın aldığı mikrodalga fırında yumurta kaynatmayı denemiş. Deneme basınç nedeniyle yumurtanın patlamasıyla sona ermiş. Mikrodalga fırının infilak etmemesi şans olarak değerlendirilirken müşteri, “Yumurta bile kaynatamıyor. Bu fırını ne yapayım? Paramı geri verin” diyerek bayisine fırını iade etmeye kalkmış.
- Mersin’de fırının içinde elbisesinin yandığını söyleyen bir müşteri teknik servisi çağırmış. Elbisenin yanarak fırının içine yapışmasından muzdarip tüketiciye, fırınında sadece yemek pişirmesi önerilmiş. Fırının içinde çamaşır kurutma vakalarına sıklıkla rastlayan servis elemanları ayrıca çok sayıda beyaz eşya sahibinin fırınlarının içini mutfak dolabı olarak da kullandığına tanık olmuş. İçinde unutulan şeker, elbezi, mutfak önlüğü gibi malzemelerin yanması sonucu fırınların kullanılamaz hale geldiği belirlenmiş.
- Diyarbakır’da ise buzdolabının içini aydınlatan ışığı yetersiz bulan bir vatandaş, içine birkaç mum yerleştirerek kendince sorunu çözmüş. Ancak mum buzdolabının tavan kısmını yakınca üründen şikayetçi olmayı ihmal etmedi.
- İstanbul’daki bir müşteri de kettle’ının (su kaynatıcı) eridiği şikayetiyle servise başvurmuş. Kettle’ın elektrik ile çalıştığını bilmeyen müşterinin ocağın üzerine su ısıtıcısını koyarak suyu ısıtmaya çalıştığı anlaşılmış. Ocaktaki ateşin erittiği kettle’in yenisi ile değiştirilmesinde müşteri çok ısrarcı olmuş. İstanbul’daki başka bir müşteri de elektrikli karıştırıcıyı tencerenin içinden çıkarmadan yemek pişirmiş. Alet eriyince de şikayetçi oldu.
- Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki tüketici toplantısında bir kişi, buzdolaplarının sebzeliklerinin daha büyük olması gerektiğini söylemiş. Bu talebinin nedeni sorulduğunda, “Yaz ayları çok sıcak geçiyor. Ayakkabılarımızı içine koyup soğutuyoruz. Sebzelikler büyük olursa daha çok ayakkabı soğutabiliriz” cevabını verdi.
- Elazığ’ın Maden İlçesi’nde mağarada oturan bir vatandaş, aşırı sıcaklardan bunalarak klima almış. Mağarada elektrik bulunmaması sebebiyle dışardan kaçak elektrik çekmiş. Yetersiz olan elektrik klimanın performansını bozunca tüketici, klimanın randımanı düşük diye şikayette bulunmuş.
- Bir bilgisayar firmasına müşteriden gelen şikayet: ‘İlk disketi sürdüm, ikincisini sürerken çok zorlandım üçüncüsü asla içeri girmiyor.’
- Yeni aldığı bilgisayarın çalışmadığını ileri sürerek firmaya başvuran kadın sürekli, ‘Ayak pedalına basıyorum basıyorum makineden hiç ses gelmiyor’ demiş. Ayak pedalı’nın fare olduğu ortaya çıkmış.
- Bir bilgisayar firmasının müşterisi dokümanı yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. ‘Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu’ sorusuna karşılık ‘Ekranı yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor’ cevabını vermiş.
- Firmayı arayan bir müşteri, bilgisayarının faks çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık telefon görüşmesi sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp ‘Gönder’ tuşuna bastığı ortaya çıkmış.”
Gecekonduda yaşayan kız Türkiye tarihinde ilk defa Avrupa şampiyonu olur hemde satranç gibi zeka gerektiren bir dalda. O da yetmez ertesi yıl tahtını korur. Bizimkilerde ödül verirler. Bir cumhuriyet altını. Bu ülkede yokmu bir babayiğit ki bu kıza sponsor olsun en azından bir burs versin.
Kızın Zaman Gazetesine yansıyan feryadı ise şöyle
“Kübra Öztürk, ailesinin kendisine çok destek olduğunu ifade ederek, “Geçtiğimiz yıl Avrupa şampiyonu olduğumda gerekli ilgiyi göremedim. Sana ödül vereceğiz diyorlar ve sadece bir altın veriyorlar. Sonrasında unutulup gidiyoruz.” diye konuştu. Başarılı sporcuya, ödül yönetmeliğinin 23. maddesine göre yardım yapılıyor. Ancak yaş gruplarına bağlı olarak bu ödül 20 cumhuriyet altınını geçmiyor. ”
Tam burası Türkiye dedirten bir durum. Avrupada olsa bu kız şimdiden dünyalığını yoluna koymuştu. Asıl bana tuhaf gelen yarın bir ülke deseki bu kıza, ayda 5000 Euro maaş veriyoruz, ailenede iş veriyoruz. Artık Almanya adına yarışacaksın”…
Sizce ne olur. Başlıklar belli “Vay adi memleketi sattı vs vs vs”… Ama desteğe gelince yok. İyide beyle Elvana, Süreyya’ya varda neden bizim öz kızımıza yok.
Geçenlerde okumuştum. ODTÜ Rektörü “zaten türbanlılar öyle yüksek puan alamıyorlarki ODTÜ’ ye gelsinler, açık öğretimde okuyorlar ancak” deyivermişti. Bundan kısaca şu sonuç çıkıyor, başı açıklar zekidir, örtünenlerse geri zekalı. İyide sayın rektör, madem başı açıklar süper zeki o zaman neden bırak başını göğüslerini bile örtmeden gezen bazı Afrika kadınları neden yiyecek ekmek bile bulamıyorlar. Yada bu örtü ne menem birşeyki örtüneni geri zekalı yapıyor.
Sayın rektör neden körleri oynuyorsunuz. Neden Türkiye ikincisi olan bir kızın katsayı adaletsizliğinden dolayı hiç bir okula yerleşemediğini ve yurt dışına gitmek zorunda kaldığını görmemekte direniyorsunuz.
Ham siz profesörsünüz. Neden ben sizi makale ve kitaplarınızla, yaptığınız buluşlarla değilde türban çıkışlarınızla hatırlıyorum. Yoksa bu türban aleyhtarlığınız ve Atatürk’çü geçinmeniz aslında bilim konusunda beceriksizliğinizi örtmek için bir maskemi.
Benim bildiğim her yıl Türkiyenin en zeki öğrencileri Bilkent, Boğaziçi veya ODTÜ arasında tercih yapar. İyide nasıl oluyorda bu okullardan alınma bir patent hatırlamıyorum. Neden bu okular her yıl yüzlerce buluş yapıp ülkemize katkıda bulunacak yetenekte eğitim görevlilerine sahip değiller.
Bu toplumda insanların hiç bir çatışan eylemi yokken nedense birileri habire toplumu germey, bölmey, çatışma çıkarmaya uğraşıyor…
Ama canım ülkem artık bunlara tok.
Kısaca bırakın lafla peynir gemisi yürütmeyide önce asıl işinize odaklanın beyler.
ÖSYM başkanının “bende gülerek dinliyorum” diyip sonrada dava açılan grubun üyeleri sonunda beraat etti. Ö-Se-Ye-Me isimli şarkılarıyla geçen yıl gündeme oturan Grup Deli isimli rock müzik topluluğu üyeleri yargılandıkları davadan beraat etti.
Grup Deli üyeleri Cengiz Sarı, İbrahim Akkaya, Enis Çoban, Mehmet Albas, Mustafa Kırgül, Reşat Saral ve Bahadır Eser isimli gençler, Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-4-5. maddelerinde düzenlenen “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret” suçundan ve bu suçu birden çok işlemekten 1 yıldan az olmamak şartıyla 1 yıl 5 ay 15 gün hapisle cezalandırılmaları istemiyle yargılanıyorlardı.
Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki davanın dünkü duruşmasına sanık gençlerden Cengiz Sarı ve Mustafa Kırgül ile diğer sanıkların avukatları katıldı.
Cengiz Sarı ve Mustafa Kırgül, beraat isterken, avukatları Tansu Batur da, internette yayınlanan klipte suç kastının bulunmadığını, klibin ve şarkı sözlerinin eleştiri niteliğinde olduğunu belirterek, sanıkların ilk çektikleri klip ile internette yayınlanan klibin farklı olduğunu, bunun kim tarafından çekildiğinin ise bilinmediğini savundu.
İşin ilginci klibi çeken başka bir genç şarkı çalarken cep telefonu kamerası ile kendisini çekip bunu internete koyuyor oluyor sana mis gibi klip.
Hakimleri tebrik ediyorum. Darısı yılalrdır bitemeyen diğer davalara.
Evvelki akşam eve girdim teyzem bayağı bir üzgündü. Teyzemin kocasından kalan bir emekli maaşı var ve açıkçası bu gerçekten cüzi bir rakam. Bel fıtığından dolayı ameliyat olacak. Bir hastaneden diğerine, oradan oraya derken sonunda özel bir medikal tesiste MR yada tomografi her ne ise ondan çekilmesini istemişler. Kadın sevkli ama firma ücret talep etmiş. Edilen rakamda az değil 150 YTL. Birazda ilginç konuşmalar olmuş. Bizim yapacağımız birşey yok filan diye. Teyzem param yok maaşta almadım diyince eline bir kart vermişler, yarın gel o zaman diye. Malum teyzem Unakıtana talimat verecek ya. Ertesi güne para hazır olur. Tabii ayakta durmakta zorlanan kadın ordan oraya koştururken birde bu olay olunca sinirler boşalmış. yol kenarına çöküp ağlamış epey bir süre. Akşam kartı aldım birde ne göreyim. İsim tanıdık. Hemde çevreye duyarlı bir dernek başkanı. Yani öyle para pulla çok işi olmadığını bildiğim birisi. Aradım sitem etmek üzere. Ücret talebini doğruladı çünkü devlet emeklilerin masrafını ödemiyormuş artık. Tavır konusunda şikayet ettim. İsim aldı, yardımcı olacağız dedi ve 100 YTL ödenebilirmi dedi bende tamam dedim. Teyzem bu işe sevinmişti çünkü 150 YTL onun maaşının yarısından fazla yada ona yakın tam bilmiyorum.
Akşam evde bunu konuşurken birde ne duyayım. Onu sevk eden doktor, kartını verip yazıhaneme gel demiş. Oysa son talimata göre ya muayenehane de çalışmaları yada devleti tercih etmeleri gerekiyor. Yani ya doktor kaçak çalışıyor yada bir tuhaflık var bu işte. Teyzemle birlikte gitmeyi düşünüyorum. Önce başhekime sonra il sağlık müdürüne çıkacağım… O da olmadı hepsinin üstünde İlhan Atış gibi bir isim var Vali koltuğunda. Belki onlar tanımıyor ama ben K.Maraşta sayın valiyi tanıyorum. Bu tüccar zihniyetiyle devam ederlerse yakında onlarda tanıyacaklar.
Sabah gazetesinden bir haber daha okudum. Okuyunsizde okuyunda anlayın bu devlet yıllarca nasıl soyulmuş ve soydurulmuş. Diyeceksiniz belki; “yahu kardeşim politikacılar vs bir kalemde bunu götürüyor” tamam kabul ama eleştiren bizler çokmu dürüstüz önce bir çuvaldıza bakalım.
Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü kontrolörleri, yeşil kart üzerinden yapılan soygunu belgeledi. Ölüler üzerinden yapılan sağlık harcamalarından banka zengini yeşil kartlılara kadar dudak uçuklatan çok sayıda usulsüzlük ortaya çıkarıldı. BMW X5 cipi hatta TIR’ı olan yeşil kartlılar bulunduğu görüldü. İncelenen 6 ilde 2 milyon 314 bin 34 yeşil kartlının 167 bin 662’sinin, mali durumu itibariyle yeşil kart almaması gerektiği anlaşıldı. Fakir ve muhtaç durumda olanlara gerek sağlık gerekse geçim yardımı yapılması için verilen yeşil kartın nasıl amacı dışında kullandığını gösteren örnekler şöyle:
* 6 İLDE DEDEKTİFLİK YAPILDI: İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Bursa ve Gaziantep illerinde 2 milyon 314 bin 34 yeşil kartlının dosyası incelendi. Tapu kayıtlarına, şirket ortaklığı bilgilerine, adına kayıtlı motorlu araçlara, banka mevduatlarına bakıldı. Ayrıca Tarım Bakanlığı’ndan doğrudan gelir desteği alınıp alınmadığı, nüfus kayıtlarına göre medeni hali ve yaşayıp yaşamadığı, sosyal güvenlik kurumlarının kapsamında olup olmadığı değerlendirildi.
* MAL MÜLK YERİNDE: 6 ilde 2 milyon 314 bin 34 yeşil kartlının 167 bin 662’sinin, mali durumu itibariyle yeşil kart almaması gerektiği anlaşıldı. 50 bin 21 kişide gayrimenkul, 11 bin 319 kişide faal mükellef kaydı, 2 bin 370 kişide şirket ortaklığı, 25 bin 624 kişide motorlu araç, 18 bin 614 kişide YTL ve döviz hesabı belirlendi. Ayrıca 39 bin 79 kişinin gayrimenkul aldığı, 6 bin 129 kişinin gayrimenkul sattığı, 23 bin 767 kişinin de doğrudan gelir desteğinden yararlandığı ortaya çıktı.
* BANKADAKİ PARA ŞAŞIRTTI: 7 bin 452 kişinin 10 bin-50 bin YTL, 664 kişinin 50 bin-100 bin YTL, 173 kişinin 100 bin-150 bin YTL, 56 kişinin 150 bin- 200 bin YTL, 75 kişinin 200 bin YTL’den fazla mevduat hesabı bulunduğu görüldü.
* ARAÇ ZENGİNİ ÇIKTILAR: 585 yeşil kartlıda 2007 model, 4 bin 384 kişide 2006, 2 bin 245 kişide 2005, bin 64 kişide 2004, 346 kişide 2003, 223 kişide 2002, 630 kişide 2001, 939 kişide 2000 ve 15 bin 208 kişide 1999 ve öncesi model toplam 25 bin 624 motorlu araç saptandı.
* SANKİ GALERİ KURMUŞLAR: Yeşil kartlılara ait araçlar içinde BMW X5, Audi A3, Ford Cargo kamyon, Scania R124 TIR da bulunuyor.
20 BİN ÖLÜ YEŞİL KARTLI
Ölen, hakkında gaiplik kararı verilen veya vatandaşlıktan çıkarılan 25 bin 595 kişinin yeşil kartlarının devam ettiği belirlendi. İstanbul’da 6 bin 419, Diyarbakır’da 3 bin 448, Mersin’de 2 bin 773, İzmir’de 3 bin 558, Bursa’da 2 bin 63, Gaziantep’te 2 bin 242 kişinin ölmesine rağmen yeşil kartlı göründüğü anlaşıldı. Öldüğü halde 6 ilde bin 442 kişiye yeşil kart üzerinden 468 bin YTL tedavi harcaması yapıldığı ortaya çıkarıldı. 65 yaş aylığı bağlanan ancak aynı anda yeşil kart sahibi 36 bin 372 vatandaş belirlendi. Yersiz verilen yeşil kartların tümüyle bağlantılı tedavi ve ilaç gideri toplamı ise 2006 sonu itibariyle 100.2 milyon YTL’ye ulaştı. Yeşil kartlılar için ödenen her 100 YTL sağlık harcamasının 15′inin amacına uygun olmadığı saptandı.
Eşini 300 erkekle nasıl aldattığını Şebnem Berrak A. takma adıyla yazdığı “Çıplak Tenimin Hafızası” isimli kitabında anlatan İngilizce öğretmeni Y.Y. eşinin açtığı boşanma davası ile mesleğe geri dönebilmek için açacağı davada kendisini savunması için muhtarlıktan aldığı fakirlik belgesiyle İstanbul Barosu’ndan avukat istedi. Y.Y. İstanbul Barosu’na verdiği dilekçede “Öğretmenim, 700 YTL maaş alıyorum, 600 YTL kira ödüyorum avukat tutacak param yok” dedi. Y.Y.’nin askerde olan doçent eşi açtığı boşanma davasında 140 bin YTL tazminat talep etmişti. Sarıyer’deki bir ilköğretim okulunda İngilizce öğretmenliği yapan Y.Y., askerde olan eşini 300 erkekle aldattığını Şebnem Berrak A. takma ismiyle yazdığı “Çıplak Tenimin Hafızası” adlı kitapta anlatmıştı. Magazin programlarına peruk ve gözlükle çıkarak kitabını ve yaşadıklarını anlatan Y.Y. bir süre önce gerçek kimliği ortaya çıkarak deşifre olmuştu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü Y.Y.’yi açığa alarak hakkında idari soruşturma başlatmıştı.
Hem işinden hem de eşinden olan Y.Y. mesleğine geri dönmek ve 140 bin YTL tazminat ile çocuğunun velayetini isteyen eşine karşı hukuk mücadelesi vermek için avukat arayışına girdi. Y.Y. oturduğu Sarıyer Merkez Mahallesi Muhtarlığı’ndan önce fakirlik belgesi istedi. Mesleğini öğretmen, maaşını da 700 YTL olarak beyan eden Y.Y.’ye muhtarlık fakirlik belgesi verdi. Ardından da avukat istemek için İstanbul Barosu Adli Yardım Bürosu’na başvuruda bulundu. Baro, avukat tutmaya parası olmadığını bildiren Y.Y.’nin beyanlarının doğru olup olmadığını incelemek üzere bir avukat görevlendirdi. Y.Y.’nin Baro’ya sunduğu fakirlik belgesinde 100 YTL ile çocuğuyla birlikte geçinmek zorunda kaldığını ifade ettiği öğrenildi. Y.Y.’nin ayrıca eşinin 9 aydır eve gelmediğini, çocuğuna da ilgi göstermediğini iddia ettiği kaydedildi.
Şimdi sesli sesli düşünüyorum;
Bu kadın okulda çocuklarımıza ne öğretecek ! Chat ortamların nasıl sevgili araklanacağını mı ?
Bu kadınla aynı evi paylaşan erkek o eve nasıl dönebilir.
Bu kadına öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğe geri dönüş imkanı tanınanacakmı ?
Malum bir mankenimiz var… Sabun köpüğü bir diziyle şöhret olan ve sürekli yeraltı dünyasının ünlüleri ile bir takım çelişkili olaylara giren. Bir ipucu daha vereyim. Kendisi çağdaş ve Atatürkçü geçinmekte ancak üye olduğu partinin adını bilmemektedir.
Şimdi hapiste bulunan manken kızımızın namaz vs başladığı rivayet ediliyor. Hapishanede genelde bu ruh halinin geliştiği çeşitli romanlardan okumuştum. Ancak çıkınca eski hallerine döndükleride gene aynı yerde yazmakta. Ne diyelim Allah magazin basınına sabır versin.. Haberlerde oluşacak açığı nasıl kapatacaklar şimdiden şaştılar çünkü.