Open Office 2.4 Türkçe

27 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Sürüm yayınlandı ancak henüz, OpenOffice’in resmi sitelerinde bile yer almıyor.

Tamamını oku »

2420 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Bilişim, MsOffice İpuçları, Programlar, Yazılım Haberleri , 2 Yorum »

Çoban Mehmet ve Bilkentli Tuğçe’nin Oyları Arasındaki Fark

22 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Öncelikle bir gerçeği itiraf etmem lazım. Beş parmağın beşi bir değil. Şüphesiz her Bilkent (yada herhangi bir üniversite) öğrencisi de aynı değil. Kimisi trilyoner babanın çocuğudur kimisi de bursludur. Kimi en kral arabaya biner gezer, kimi de simitle ay sonunu getirir. O bakımdan aşağıda geçen metindeki Bilkentli ifadelerini sadece şu anlamda kullanmış olduğumu belirtiyorum. “Okumuş ama okuduğunu anlamamış, eli ekmek tutmamış, baba parası yiyip caka satan ve insanlara tepeden bakan tiki, entel dantel tipler”…

Tamamını oku »

1645 - (Toplam) 4 - (Bugün)

Kategori Adalet, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Siyaset, Toplum, İnsan Manzaraları , 10 Yorum »

Çağdaş, Atatürkçü Bir Sanatçı ve Eşteyken Eş Bulma Sanatı

17 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Malum şahıs eski Türkiye güzellik yarışmalarında ün kazanmıştır. Sonra burnuna yapılan operasyonala güzelliğine güzellik katmış, arada bunu kullandığı işler yapmıştır. Derken evlilik ve bir dizi (Çocuklar duymasın) ile yakalanan şöhret.

Bu arada kendisine çağdaş Türk kadını böyle olur diye “Yılın Annesi”, çağdaş kadın bilmem ne ödülleri filan da verilir. derken bomba patlar. Şahsın kocası askerdir ve çağdaş sanatçımızın bir de sevgilisi vardır. Üstelik sevgili yunan kökenlidir. Önce inkar edilir. Sonra kabul edilir. Derken önce sanatçımız diziden kovulur ve eski tabirle “dost hayatı” yeni tabirle “birlikte yaşamak” olayına girilir. Derken ondanda soğuyan sanatçımız yeni birini daha bulur. Gene önce inkar eder. Sonra arkadaşız der. Sonunda ise “iş işteyken eş eşteyken bulunur der ve çıkar işin içinden.” Arada bir reklamdan da 400.000 dolar götürür. Onu reklama çıkaran zihniyete şaşarım. Zaten halkımızda şaşmız olacakki firma battı diye haber oldu.

Derken kendisinden küçük sevgilisi ile katıldığı şovda 3 çocuk polemiğine kendisi de katıldı. Sanatçımızın veciz sözü şöyle “Asıl bizim doğurmamız lazım ki Atatürk çocukları çok daha fazla olsun” …

  1. Bu sosyetik rezaletlerle Atatürkçü olunmaz ancak Aanın kemikleri sızlatılır bu bir.
  2. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuktan da yurd faydalı bir iş beklenmez bu da iki.
  3. Atatürk’ün sonradan  Venizelos ile kurduğu dostlukla kendisinin yaşadağı ilişki aynı şey değildir bu da üç.
  4. Atatürkü sakıp gibi ağzında çiğneyipte kirletme bu da dört.

Potansiyel koca adayı sanatçımızın en çok sırtını seviyormuş. E herkes neyin üstünden para kazanıyor se onu seviyormuş. Bu aşk olayından önce kim takar Yalava Kaymakamını gibi değilmiydi kendisi. Bu rezaletle işleri açılıpta roller almadımı. Elbet sever sırtını.

Bu arada sanatçımız şu an sunuculuk yapıyor. Programında Amerikalı bir kadın, kocaman memeleriyle karpuz kırma şovu filanda yapıyor. Ekranda kaçıyorum kendisinden gazete sitesinde ilginç şov diye çıkıyor.

Barış Manço boşuna dememiş “bana sanatçı demeyin alınıyorum.” diye. Sanatçılık bunlara kaldıysa bizimde işimiz Allah’a kalır tabii…

5 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Çocuk İstismarına Karşı Doctus Kampanyası

15 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Doctus bilgi güvenliği alanında faaliyet gösteren bir site. Site sahibi ise Tansu isimli bir arkadaşımız.  Tansu dünya görüşleri yüzünden genelde takıştığım bir arkadaş ancak benim dünya görüşüm “bizden değildir vurun boynunu” değil. O sadece meselelere benden farklı bakıyor. Bazen demokrasi hukuk vs unutup meydan unutacak kadar da gözü kararıyor. Ben meseleye özgürlük ve demokrasi penceresinden baıyorum. Tansu ise beni hemen karşıdakiler sınıfına gönderiyor. Oysa susturulmaya çalışan Tansu olsa onada desek olurdum. Ancak bana dönersek ben ülkemi seviyorum. İnsanları seviyorum. Ülkemin geleceği için atılmış çıkar gütmeyen her adıma destek olmak benim boynumun borcu. Tansuda bu kampanya ile ülkeye hizmet amacında olduğuna göre, Tansu bırakın dünya görüşüme ters olmayı, başka zıtlıklarımız olsada bu olayda desteğimi esirgemezdim.

Günümüzde dünyada çok dehşet verici olaylar olmakta. Bunların başında da  çocuk istismarcılığı geliyor. Çocuk istismarı deyince sadece bununda çok çeşitli yönleri var.

1. Seks amaçlı çocuk istismarı

2. Ucuz işgücü amaçlı çocuk istismarı

3. Ailelerin kendi çocuklarını istismarı

Sapıklığın sınırı olmadığını biliyorum ancak günümüzde sekse yönelik sapkın davranışlar iyice artmış durumda. Nedenide belli. Yıllardır tvlerden, dizilerden, internetten, şöhretler aleminden topluma öyle bir seks düşüncesi pompaladı ki insanlar seksle yatar kalkar oldu.  diğer yandan batıda ise insanlar o derece rahat seksi yaşar olduki normal seks insanlara zek vermez oldu. Bu seferde işin normal olmayan fantazi boyutları ve sapkınlıkları gündeme daha fazla gelir oldu. Bunlar hiç olmadı demiyorum. Sadece günümüzde ki bu hoyrat yaşam yüzünden arttı diyorum. Geri kalmış toplumlarda ise bastırılmış seks duyguları yüzünden bu yöne itilmeler oldu.

Seks amaçlı çocuk istismarı günümüzde o kadar alıp başını gitmiş ki, internet üzerinde bu konuda çalışan bir sürü site, çete vs var. Batı bu suça karşı resmen özel ekipler kurup mücadele yolunu seçti. Biz ise maalesef daha yeni yeni uyanıyoruz. Bu konuda elimde bir sürü haber olmasına rağmen ilk yazım bu maalesef. (Teşekkürler Tansu)

2. Birde çocukların çalıştırılması var ki. Bu çok boyutlu bir suç. Batı ve doğu bu konuda resmen iki yüzlü. Batı ucuz işgücü için resmen modern köleler getirilmesinin önünü açıyor. Çünkü kendi haklarının refah standartları için birileri ucuza çalışmalı. Yoksa o refah dönemi bitecek sonuçta. Doğudan kastım ise geri kalmış ülkeler oralar da ise “halk olmasa ben bu işsizlikle açlıkla nasıl mücadele ederdim tarzı” düşünülerek bu kaçırmala göz yumuluyor ve bunlardan kazanç elde ediliyor.  Bu çocuklar boğaz tokluğuna köleler gibi çalıştırılıyorlar. Neden batı rahat etsin diye.

3. Olayın belkide en ters yönü bu. Rahat etmek isteyen babalar, ne yer ne içer diye düşünmeyen babalar, 10-15 çocuk yapıp bunları işlerde çalıştırıp ellerine geçene el koyarak boş beleş yaşamaktalar. Çocuğunu kapkaç ve uyuşturucu çetelerine satanlar kiralayanlar da cabası.

Önerilerim belli aslında.

1. Pedofili yani çocuğa yönelik seks suçlarında hadım etme cezası verilip ardından çok ağır hapis sezaları verilmeli.

2. Çocuk kaçıranlara yönelik cezaar artırılmalı.

3. Kapkaç çetelerine çocuk satan kiralayan annae babalara ağır cezalar verilmeli. Öyle çocuğuktur diye yargılamadan aile ye geri teslim ederek “ne yapalım mevzuat bu diyen yargı” bana alerji yapıyor çünkü.

Herkesi bu konuya destek vermeye çağırıyorum.

Lütfen bu yazıya link verin yada alıp bildiğiniz forumlarda sitelerde yayınlayın. Ülkemiz için bir şeyler yapalım.

1564 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Toplum , Yorum yok »

Laptop Kullananlar Uzun Patarya Ömrü İçin Okuyun

14 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Kulaktan kulağa aşağıdaki şeylerin bir çoğunu duymuşsunuzdur. Ancak siz genede dikkatlice okuyun. Sonuçta laptop pilleri pahalı cihazlar ve kimse boşa para harcamak istemez.

1. Öncelikle bilgisayarınızdaki RAM miktarı yeterli olmalı. Kısaca alırken yüksek RAM miktarını tercih edin. Şu anda en uygun RAM 1 GB ve üstü. Bu durum da  RAM azsa artırın. Harcadığınız paraya değecektir. RAM miktarının çokluğu makineyi rahatlatır.

2. Dış cihazlar: Pille çalışırken gerekmedikçe kablosuz ağ, USB disk, hatta USB fare bile kullanmayın. Özellikle taşınabilir hardiskler bataryadan ciddi miktarda elektrik çekecektir.
3. Harddisk okumalarını rahatlatmak için disk birleştirme işelmini sıkça yapın. Hem okuma sesi gürültüsü azalır. Hemde diski daha az kullanmış olursunuz (parçalanmış dosyaları okumak nispeten uzun sürecektir)
4. Ekran parlaklığını düşürün: Ekran parlaklığını kabul edebileceğiniz limitlere kadar düşürerek pil süresinde ciddi tasarruflar elde etmek elinizdedir.

5. Ekran çözünürlüğünü abartmayın.: Ekran çözünürlüğünü çok yüksek tutmayın. Sonuçta  tazelenemesi gereken alanı artırmış olacaksınız.

6. Ekran Renk Derinliğini abartmayın: Pilden çalışırken 32 bit renk derinliğini devre dış bırakmayı deneyebilirsiniz.  Bu madde Özellikle hız konusundada doping etkisi yapacaktır.

7. Gereksiz programlar yüklemeyin: Arka planda çalışan programların sayısını mümkün olduğunca azaltmalısınız. Bu sayede işlemciye düşen yükü hafifletmiş olacaksınız.

8. CD ve DVD sürücüler: Pilden çalışırken film izlemeyin, illede keyif benim diyorsanız filmi harddiske kopyalayıp ordan izleyin.  CD ve DVD sürücüler ikide bir durup kalkarak pile gereksiz yere yük olurlar.

9. Pil yuvasını temiz tutun: Muayyen zamanlarda pili çıkarın, alkollü bir bezle pil temas noktalarındaki metal bölgeleri temizleyin. Bu sayede pilden gelen akım laptop’a daha verimli olarak transfer edilecektir.

10. Pilinize antrenman yaptırın: Sürekli laptopu elektiriğe takılı kullanmak sandığınız gibi çok doğru değildir. Çok fazla gezen biri değilseniz, arada bir mutlaka bilgisayarı pille kullanın. Böylece batarya boşalmış olur. Yine aynı şekilde cep telefonlarındada şarj süresini abartmamanızı özellikle hatırlatmam gerek.

11. Hibernate (Uyku Modu): Mutlaka Standby (bekleme) yerine Hibernate (uyku modu) seçeneğini kullanın. Laptop’u kullanmadığınız zaman uyku modu çok daha az pil tüketecektir.

12. Soğutmanın önemi: bilgisayarlar sıcağı pek sevmez. Havalandırma deliklerini ve fan çıkışlarını belli periyotlarla temizlemeyi ihmal etmeyin.

13. Güç tüketim yönetimi: Güç yönetimini mümkünse Windows’a bırakmayın. Eğer bilgisayarınızla birlikte geldiyse, mutlaka özel olarak üretilmiş olan güç tüketim yönetim uygulamasını (Toshiba Power Saver, LG Battery Miser gibi) kullanın. Genelde tüm bu programlarda “maksimum pil ömrü” seçeneği vardır, seyahatlerde bu seçeneği tercih edin.

14. Sadece işini olan programları açın: Pil ile çalışırken ekrana bir sürü uygulama açıp aralarında geçiş yaparak çalışmayın. Bir rapor üzerinde çalışırken arka planda MP3 dinlememek gibi.Burada temel amaç RAM kullanımı azaltarak diske başvurmanızı önlemek. Çünkü RAM az ise sistem bunu aşan verileri HDD’ye kaydedip gerektiğinde geri kullanmak üzere saklayacaktır.

15. Nikel Kadmiyum Bataryanız varsa: Eğer eski model bir laptop kullanıyorsanız bataryası da Ni-Cd ise bu bataryayaı yarım iken şarj etmeyin. Batarya yarım dolu iken tekrar şarj ederseniz, pilin tam kapasitesini unutması problemi oluşabilir.  Li-Ion pil kullanan laptop modelleri bunun dışındadır.

483 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Bilişim , Yorum yok »

Vefa Sadece Bir Semt Adı Değildir

13 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Bugün Sabah Gazetesi İnternet sitesinde  okudum ve linke tıklayıp videoyu izledim. Sonra üşenmeden Youtube sitesine girip ilgili linkin esas halinide buldum link ilerde kırılmasın diye. Efendim olay şu. İki adam bebek iken bir aslana bakıyorlar ve o aslan büyüyünce yasa gereği ellerinden alınıp vahşi doğaya salınıyor. Adamlar yıllar sonra Afikaya gidip besledikleri aslanı ziyaret etmeyi düşünüyorlar. Yetkililerin iddiası aslanın onları asla hatırlamayacağı şeklinde imiş. Ancak Youtube videoya göre adı Christian olan bu aslan; bakıcılarını görünce bir koşu yanlarına gelip öyle bir sevgi gösterisinde bulunuyorki görüntüye baksanız küçük bir köpek yada yavru kedi sanırsınız. Neyse fazla uzatmadan linki verelim ve bunu da tarihe not düşmüş olalım.

Christian the Lion- Reunion! - http://www.youtube.com/watch?v=Xr1pWzoLvT8

Christian The Lion At World’s End - http://www.youtube.com/watch?v=Xmc8gDzk2sg

642 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Sivilay Abla / Taraf Türkiye’nin Oscar Gecesi

12 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Sevgili Dostlarım,

Türkiye’nin Oscar’ları geçen akşam muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Töreni takip eden tek gazeteciydim. Sizden gelen soruları erteleyelim, lafı uzatmadan törene geçelim: 

 

En iyi film: Ergenekon

Sarıkız ve Ayışığı gibi başarısız projelerden sonra adeta rakipsiz olarak yarışa giren Ergenekon’un en büyük ödülü alması sürpriz olmadı. Eleştirmenlerin “Batı Çalışma Grubu”nun devamı eleştirilerine rağmen akademi üyelerinden tam not aldı. Yeni versiyonlarının çekileceği söylentisi huzurlu bir hayat isteyen vatandaşlar arasında endişeye neden oluyor.

 

En iyi yönetmen: Derin Brothers (Ergenekon)

Devlet içindeki Ergenekon yapılanmasını yönetmedeki üstün başarılarından dolayı bu ödülü almaya hak kazandılar. Çok sayıda ünlü oyuncu arasında rollerin ustalıkla dağıtılması, cinayet, entrika, milliyetçi duyguların sömürülmesi ve tüm figüranların sevk ve idaresindeki başarıları nedeniyle kendilerini kutlamıyorum. Derin kalmak için törene gelmeyen yönetmen kardeşlerin heykelciği İstanbul Emniyet Müdürlüğünde. Gidip alabilirler, hatta yatıya da kalabilirler. Hehehe.

 

En iyi erkek oyuncu: Alparslan Arslan (Mahkeme’de Son Tango)

Aslında Arslan’ın oyunculuğu çok parlak değildi. Ancak müebbet aldığı için bir daha ödül alma imkanı olmadığından akademi duygusal bir karar verdi. Alparslan’ın Oscar heykelciğine uzanmasını sağlayan ünlü tiradı hep birlikte hatırlayalım:

“Sevgili Abdullah Gül ve Tayip Erdoğan Beye sesleniyorum. Rica ediyorum şeriatı ilan ediniz. Genelkurmay sakın ha buna karşı çıkayım demeyesiniz. Çok kan akar vallahi. Bir de buradan Fetullah Gülen Hocama sevgilerimi gönderiyorum. Vallahi Danıştay baskınıyla Ergenekon’un bir ilgisi yok. Onlar masum Hâkim Bey.”

 

En iyi kadın oyuncu: Sevgi Erenerol (Kilisedeki Devlet)

Gerçekten bu ödülü sonuna kadar hak eden bir oyunculuk çıkardı. Laik bir Türk kadını olarak Halkla İlişkiler azizesi rolüyle bir ömür aile kilisesinde istavroz çıkartıp Türklerin Hıristiyanlaşmaması için İsa’dan yardım diledi. 

 

En iyi yardımcı erkek oyuncu: Alparslan Arslan’ın Babası (Oğlum Bir Dinci’nin Şifreleri)

Aslında bütün otoriteler bu ödülü Ergenekon Destanı filmindeki ağır abi rolüyle Veli Küçük’ün alacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ancak Baba Arslan’ın son atağı Oscar heykelciğine uzanmasına yetti. Baba Arslan, oğlunun bir dinci olduğunu ve Ergenekon’un masum olduğunu anlatmadaki üstün çabası ödül verenlerin gözünden kaçmadı. Role kendisini o kadar kaptırmıştı ki töreninde bile repliklerini tekrarlıyordu.

 

En iyi yardımcı kadın oyuncu: Emine Şenlikoğlu (Sister Act)

Kostümü, mimikleri, ses tonu ve kurduğu cümlelerle; türban gelecek, bizi kapatacak korosuna ilham kaynağı oldu. Oscar heykelciğini eline aldığında “puta tapmayın!!” deyip ödülünü kırarak Oscar tarihine adını kalın harflerle yazdırdı.

 

En iyi özgün senaryo: Hudson Enstitüsü – ABD

Türkiye’de geçen hikaye, elli kişinin ölümüne neden olan büyük bir patlamayla başlıyor ve önemli bir bürokrata suikast düzenlenmesiyle devam ediyor. Bol şiddet ve aksiyon dolu film, geniş bir senarist kadrosu tarafından kaleme alındı. Ancak, hatırlayacağımız gibi film beklenen etkiyi göstermedi.  Film gösterime konulmadan senaryonun sonunu anlatan gazeteci Yasemin Çongar’in gişe başarısını engellediği konuşuluyor.

 

En iyi uyarlama senaryo: Hürriyet (Türkiye Malezya olur mu?)

Hürriyet yazarları tarafından Malezya’dan getirilen senaryo Türkiye’ye uyarlanmaya çalışıldı. Uyarlama başarılı olmasa da yıllardır İran uyarlamalarından fenalık geçiren akademi bu değişim çabasını ödüllendirdi.

 

En iyi yabancı film: Pakistan Derin Devleti (Benazir Butto Suikastı)

Darbecilik ihtisasını Türkiye’de yapan Pervez Müşerref’in en güçlü rakibi Butto’ya suikast düzenlenmesi bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin bildik trajedisini gözler önüne seriyor. Türkiye basını da bu trajediden bize ekmek çıkar mı diyerek İslami Terör manşetleri atmıştı. Biz bu filmi görmüştük.

 

En iyi çizgi film/animasyon: Rektörler (Ordu Göreve II)

Bu kadar büyük prodüksiyon ve oyuncu arasında Rektörlerin kara cüppeleriyle sergiledikleri oyunculuk ancak çizgi film kategorisinde yer bulabildi.

 

En iyi kısa metrajlı belgesel film: Show TV Ana Haber  (Hastanedeki Türbanlılar)

28 Şubat Oscarlarında da “düğmeye ben bastım, yandan geç” repliğiyle zihinlerimizde müstesna bir yer tutan Ali Kırca’nın hayaleti bu yılda ödüller üzerinde dolaşıyor. Gizli kamerayla “Dogma” tekniğiyle çekilmiş bir sosyal ispiyon filmi. Klişeleri çok olsa da konjonktür gereği ipi göğüslüyor.

 

En iyi uzun metrajlı belgesel film: Laikler (Rejim tehlikede)

Çekimleri 80 küsur yıldır devam eden belgesel bitecek gibi gözükmüyor. Çok uzun olduğu için bu kategoride rakipsiz. Gerçek mekânlarda, gerçek aktörler ve gerçek mermiler kullanılarak çekilen belgeselin teması “devletin eteğine sıkı sıkı tutun yoksa öcüler yer seni“olarak özetleniyor.

 

En iyi sanat yönetmeni: Ali Kırca (İstanbul Üniversitesi önünde kara çarşaflı kadınlar)

Türban konusunda haber yapmak için Beyazıt’ta volta atan muhabir rastlantı bu ya kara çarşaflı iki kadın görür. Onun istediği bir göz Allah vermiştir iki göz. Üniversiteye böyle mi gireceksiniz sorusuna, peçelerinin arkasından “Allahın izniyle böyle gireceğiz” cevabını alan muhabir, Oscar heykelciğini de kapar.

 

En iyi görüntü yönetmeni: Tuncay Özkan (Biz Kaç Kişiyiz)

Laikler Prensi rolüyle bu yıl tüm ödülleri toplayacağı beklenen Tuncay Özkan için bir hüsran gecesiydi. Tek ödülle yetinmek zorunda kaldı.  Hatırlanacağı gibi Cumhuriyet mitinglerinde kullandığı teknikle kalabalığı üç milyon gibi göstermeyi başarmıştı.

 

En iyi kostüm: Cemil Çiçek (Çene altı formülü)

Üniversitelere başörtülü kızların girebilmesi için tavşankulağı modelini geliştirdi ve modelin anayasaya fotoğraflı girmesini önererek alanında bir ilki gerçekleştirdi.

 

En iyi makyaj: -

28 Şubat Oscar töreninde en iyi makyaj da olmak üzere pek çok ödülü toplayan SiSi’nin yeri bu yıl da doldurulamadı. En iyi makyaj heykelciği bu yıl sahipsiz kaldı.

 

En iyi şarkı: Edip Akbayram/Bulutsuzluk Özlemi/Moğollar Korosu (Onuncu yıl marşı)

Solcu bildiğimiz sanatçılar iken, “konu rejimse solculuk teferruattır” deyip Cumhuriyet Mitinginden mitingine koştular. Kenan Doğulu’nun düzenlemesini yaptığı Onuncu yıl marşını kusursuz yorumladılar. Şarkıları CHP’yi iktidara taşımaya yetmediyse de Akademi de bu üstün çabayı karşılıksız bırakmadı.

 

En iyi özgün müzik: İsmail Türüt (Plan yapmayın plan)

Epik bir güfte için bestelenmiş bu eser, faşizme her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde akademinin de ilgisini çekti. Halk jürisinden pek ilgi görmese de törene damgasını vurdu.

 

En iyi kurgu: Tarsuslu Meczup (Mini eteklilere kezzap)

Bir devlet kurumunda kezzapçı olarak görev yapan Tarsuslu bir adamın trajik komik hikayesinde; bir ömür şırıngaları kezzapla doldurup eyleme geçmek için türban tartışmalarını beklemesi konu ediliyor. Türban yasağı savunanlara limon kolonyası ferahlığı veren kezzap olayı köşe yazarlarının da en çok başvurdukları örneklemelerde birinci sıraya yükseldi.

Taraf Gazetesinden alınmıştır.

429 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Siyaset, Toplum, Çöp Kutusu Haberleri , Yorum yok »

Ahmet Çakar ve Bikini

11 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Türkiyede bazen “dilin kemiği yok” lafı doğru çıkıyor. Ama doğru çıkan başka şeylerde var. Sevilla maçından önce ahmet Çakar cidden akla mantığa göre doğru bir laf etmiş. Sevilla bir çoklarına göre favori idi. Ama Çakar “Fener geçerse mucize olur” dememişte “yenerse bikini giyerim” demiş. Ancak sonrada top yuvarlaktır diye eklemiş. Bir haftadır heres işi gücü bıraknış soruyor. Çakar ne zaman bikini giyecek. Çakar sözünde dursun vs vs vs. Kuzey Irak, enflasyon, ekmek zammı, Tansel Çölaşan’ın Hitler almanyası dönemini çağrıştıran sözleri unutlmuş, herkes Çakar’ın bu cümlesine takmış durumda.

Eee sayın Çakar burası  Türkiye, Laf var adama tükürdüğünü yalatır, Gaf var adama Tv binası taşlatır.

387 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Burası Türkiye, Medya, Spor, Toplum , Yorum yok »

Türkiye Neden Geri Kalır

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Şimdi derin analizlere girecek değilim. Ancak bugün akıllara ziyan bir tartışma var ortada. Evet iktidar ve muhalefet bir birine girdi hemde neden “At Penisi” nedeniyle. bu yazıda parti adı yada kıslatması yazmak istemiyorum. Sebebi bu yazıyı bunlarla bozmat parti taraftarlığına çevirmemek. Sadece devlet hazinesinden verilen yardımlarla ayakta duran partiler ve bizden oy isteyenler nelerle meşgul görmenizi istiyorum. Olaya konu olan at canlı değil. Heykel. Atatürkçü muhalefet, gerici belediyeyi eleştiriyor. “Heykeltraşı çağırıp, heykelde olan atın penisini yok ettiniz” diye. Terim çok ilginç  ama, “xxx lilerin bunu kopardığını, yada koparttıklarını düşünüyoruz.Düşünüyorsunuz yani varsınız demekki. İşiniz gücünüz yok, at penisi kopartıldı onu düşünüyoruz. Bu nasıl bir açıklamadır. “Kopartıldığını”… Belediye de kendini savunuyor.Bu nasıl saçmalık diye. düşünün hizmet vermesi gereken belediye bu salaklığı ciddiye alıp savunma yapıyor. Heykelin 2004 yılındaki resimlerini gösterip “bakın penis o zamanda yoktu” diyor.

Tüm bunar olurken olaya birde heykeli yapan kişi katılıyor. “Evet belediye haklıdır. Zaten heykeldeki penis belli belirsiz vardı. “ diye. Tam cevabı şöyle

DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır bitmedi. Bu olay koca Milliyet’ in anasayfasında yer alıyor ve sanırım bu akşam bütün haber kanallarında da haber olacak. Kısaca bu gün her yerde “at penisi” konuşulacak.

İşte size, iktidar, muhalefet ve medya manzarası.

Son olarak belediye başkanının açıklamalarında hak verdiğim bir nokta var. Onu yazmak istiyorum. Belediye başkanı ilerde bu konudan çok iyi bir komedi filmi olacağını belirtmiş. Eee ne diyelim doğru söze laf olur mu. Vizontele 2 de Kırat heykelinin penisi ile ilgili espriler aklımızda daha…

854 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

Mustafa Denizli’den Bir İnkar Daha

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Mustafa Denizli’nin spor adamı imliğine lafım yok. Ancak  dün öyle bir haber okudum ki bir anda anılarım gözümün önüne geldi. 28 Şubat ortamı… Kanal 6 ‘da Nedim Sabah program yapıyor. İki tane genç oradaki baş örtülü iki bayana ne laflar ediyor. İşte bizler “örümcek beyinlilere karşıyız” filan.O arada ne alaka ise birden telefona Mustafa denizli bağlandı. Önce sakin sakin konuşuren birden esti gürledi. Kızlar kendini savununa çekin İran’a gidin diye azarlamayıda ihmal etmedi.

Öğrencilerden birisi karşınızdainin bir bayan olduğunu hatırlatırım dediğinde biraz ymuşadı iş orada kaldı. Ama diğer konular geldi aklıma sonra, bunu diyen Denizli ne hikmetse yıllar sonra ben profesyonelim diyerek para için İran’a transfer olmuş, üstelik göreve başlama dua ile yapılmış, Denizli bu olayı ne var bunda burası, İran yaşadığın yere uyacaksın demiş, daha komedisi kızı Selin gerekirse peçemi takar babamı ziyaret ederim demişti.

Sevilla maçından sonra aynı Denizli ise klasik söylemlere girmiş, gelen soruya bakın ne karşılık vermiş.

Soru : Geçmişte “Başörtülüler İran’a gitsin” diye bir açıklamanız olmuş muydu?

M.Denizli: Hayır olmadı. O daha değişik bir şeydi. Ben başörtülülere bir şey diyebilir miyim? Benim annem var başta. Ben gençlerin birbirlerine düşürülmesine tepki göstermiştim.

Eeee  boşuna dememişler, delikanlı tükürdüğünü yalamaz diye. Ya siz doğruyu söylemiyorsunuz, ya da o akşam ben başka bir şey seyrediyordum.

313 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Toplum , Yorum yok »

« Önceki sayfa