Altta Yatan Cehennemlikte Ya Üste Yatan ?

15 Ağustos 2008 yazar İbrahim Kutluay

Bu iki gündür özellikle sinirlendiğim bir konu var. Ne zaman bir teknoloji yeniliği çıksa neden Türkiye’de mutlaka amaç dışı kullanılır. Örneği kameralı telefonla yolda kızların poposunu, bacağını çekmek gibi…

Tamamını oku »

969 - (Toplam) 41 - (Bugün)

Kategori Adalet, Aile, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Sanat ve Toplum, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

17 Ağustos ve Süperstar Ajda Pekkan Rezaleti Ve Titanic Batışında Asalet Kavgası

20 Haziran 2008 yazar İbrahim Kutluay

17 ağustos depremi yurdumuzun her bir yanında acısını hissetiren bir olaydı. İstanbul ki içinde her köyden ve şehirden issanlar vardır. Bunu aksi zaten mümkün değildir ki. Depremzedeler için bir yardım konseri verelim ve gelirinide depremzedelere bağışlayalım fikri ortaya atılır. Ancak Ajda Pekkan bu konsere çıkmayı reddeder.

Tamamını oku »

1116 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Burası Türkiye, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Çoban Mehmet Ve Manken Aysun’un Oyları Arasındaki Fark

14 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Öncelikle bu konuda yazıp yazmamayı çok düşündüm. Ben kendi halinde, evine ekmek götürmek için çalışan bir elemanım. Öyle 75.000 euro değerinde Jeep sahibi değilim, İstanbul sosyetesine mensupta değilim. Kısaca alacağım tepkilerden birisinin şu olacağını biliyordum. “Kadına kızıyorsun kızmasına da başbaşa bir yemek yeseydin ondan kralı olmazdı değil mi?”… diğeri de sanırım şu oluyor du, “senin gibiler onun gibilere yaklaşamayacağı için kinini kusuyorsun?”…

Tamamını oku »

954 - (Toplam) 2 - (Bugün)

Kategori Burası Türkiye, Kişisel, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Siyaset, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Süleyman Çakır Ölümünün 4. Yılında Anıldı

08 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Başımıza budamı gelecekti dedirten bir olay oldu ve bir vatandaş bir dizi kahramanının ölümünün 4. yılında gazeteye ilan verip, ilgili şahsı andı. İlanda kullanılan cümlelerde gene aynı şekilde ilginç.

Bilindiği üzere dizide Süleyman Çakır tiplemesi Oktay Kaynarca ile hayat bulmuştu. Bu rol ile ün kazanan Oktay Kaynarca’yı fanatikleri bir türlü unutamıyor olsa gerek Kocaeli de Tarık Bulut isimli vatandaş, Çakır’ın dizide öldüğü 8 Nisan 2004 tarihli gününün 4′üncü yıl dönümü nedeniyle gazetelere anma ilanı vermiş.

İlanda şu sözlere yer verildi:

“Merhum Ziya Yılmaz’ın (Laz Ziya) damadı, Nesrin Hanım’ın eşi, Meral Yılmaz’ın eniştesi, Polat Alemdar’ın can dostu ve ortağı, Memati, Erhan ve Abdülhey’in arkadaşı, Merhume Derya Çakır’ın ağabeyi, Seyfo Dayı’nın manevi yeğeni, Selvi ve Pusat’ın babaları unutulmaz isim Süleyman Çakır’ın vefatını bundan 1461 gün önce derin bir üzüntü ile öğrendik. Acımız büyük. Merhuma Rahmet, eş ve yakınlarına başsağlığı dilerim. Saygılarımla. Tarık Bulut (Bir Yurttaş).”

Çakır’ın ölümünden sonra Türkiyede oldukça ilginç olaylar olmuştu.

  • Dizide Çakırı vuran Cerrahpaşalı Halit yolda dövülmüş
  • Bir amatör lig maçında Çakır anısına saygı duruşu yapılmış
  • Bir çok yerde gıyabında cenza namazı kılınmış
  • Bir sürü vefat ve başsağlığı ilanıgazetelerde yayınlanmıştı.

1881 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası , Yorum yok »

Çağdaş, Atatürkçü Bir Sanatçı ve Eşteyken Eş Bulma Sanatı

17 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Malum şahıs eski Türkiye güzellik yarışmalarında ün kazanmıştır. Sonra burnuna yapılan operasyonala güzelliğine güzellik katmış, arada bunu kullandığı işler yapmıştır. Derken evlilik ve bir dizi (Çocuklar duymasın) ile yakalanan şöhret.

Bu arada kendisine çağdaş Türk kadını böyle olur diye “Yılın Annesi”, çağdaş kadın bilmem ne ödülleri filan da verilir. derken bomba patlar. Şahsın kocası askerdir ve çağdaş sanatçımızın bir de sevgilisi vardır. Üstelik sevgili yunan kökenlidir. Önce inkar edilir. Sonra kabul edilir. Derken önce sanatçımız diziden kovulur ve eski tabirle “dost hayatı” yeni tabirle “birlikte yaşamak” olayına girilir. Derken ondanda soğuyan sanatçımız yeni birini daha bulur. Gene önce inkar eder. Sonra arkadaşız der. Sonunda ise “iş işteyken eş eşteyken bulunur der ve çıkar işin içinden.” Arada bir reklamdan da 400.000 dolar götürür. Onu reklama çıkaran zihniyete şaşarım. Zaten halkımızda şaşmız olacakki firma battı diye haber oldu.

Derken kendisinden küçük sevgilisi ile katıldığı şovda 3 çocuk polemiğine kendisi de katıldı. Sanatçımızın veciz sözü şöyle “Asıl bizim doğurmamız lazım ki Atatürk çocukları çok daha fazla olsun” …

  1. Bu sosyetik rezaletlerle Atatürkçü olunmaz ancak Aanın kemikleri sızlatılır bu bir.
  2. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuktan da yurd faydalı bir iş beklenmez bu da iki.
  3. Atatürk’ün sonradan  Venizelos ile kurduğu dostlukla kendisinin yaşadağı ilişki aynı şey değildir bu da üç.
  4. Atatürkü sakıp gibi ağzında çiğneyipte kirletme bu da dört.

Potansiyel koca adayı sanatçımızın en çok sırtını seviyormuş. E herkes neyin üstünden para kazanıyor se onu seviyormuş. Bu aşk olayından önce kim takar Yalava Kaymakamını gibi değilmiydi kendisi. Bu rezaletle işleri açılıpta roller almadımı. Elbet sever sırtını.

Bu arada sanatçımız şu an sunuculuk yapıyor. Programında Amerikalı bir kadın, kocaman memeleriyle karpuz kırma şovu filanda yapıyor. Ekranda kaçıyorum kendisinden gazete sitesinde ilginç şov diye çıkıyor.

Barış Manço boşuna dememiş “bana sanatçı demeyin alınıyorum.” diye. Sanatçılık bunlara kaldıysa bizimde işimiz Allah’a kalır tabii…

5 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Türkiye Neden Geri Kalır

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Şimdi derin analizlere girecek değilim. Ancak bugün akıllara ziyan bir tartışma var ortada. Evet iktidar ve muhalefet bir birine girdi hemde neden “At Penisi” nedeniyle. bu yazıda parti adı yada kıslatması yazmak istemiyorum. Sebebi bu yazıyı bunlarla bozmat parti taraftarlığına çevirmemek. Sadece devlet hazinesinden verilen yardımlarla ayakta duran partiler ve bizden oy isteyenler nelerle meşgul görmenizi istiyorum. Olaya konu olan at canlı değil. Heykel. Atatürkçü muhalefet, gerici belediyeyi eleştiriyor. “Heykeltraşı çağırıp, heykelde olan atın penisini yok ettiniz” diye. Terim çok ilginç  ama, “xxx lilerin bunu kopardığını, yada koparttıklarını düşünüyoruz.Düşünüyorsunuz yani varsınız demekki. İşiniz gücünüz yok, at penisi kopartıldı onu düşünüyoruz. Bu nasıl bir açıklamadır. “Kopartıldığını”… Belediye de kendini savunuyor.Bu nasıl saçmalık diye. düşünün hizmet vermesi gereken belediye bu salaklığı ciddiye alıp savunma yapıyor. Heykelin 2004 yılındaki resimlerini gösterip “bakın penis o zamanda yoktu” diyor.

Tüm bunar olurken olaya birde heykeli yapan kişi katılıyor. “Evet belediye haklıdır. Zaten heykeldeki penis belli belirsiz vardı. “ diye. Tam cevabı şöyle

DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır bitmedi. Bu olay koca Milliyet’ in anasayfasında yer alıyor ve sanırım bu akşam bütün haber kanallarında da haber olacak. Kısaca bu gün her yerde “at penisi” konuşulacak.

İşte size, iktidar, muhalefet ve medya manzarası.

Son olarak belediye başkanının açıklamalarında hak verdiğim bir nokta var. Onu yazmak istiyorum. Belediye başkanı ilerde bu konudan çok iyi bir komedi filmi olacağını belirtmiş. Eee ne diyelim doğru söze laf olur mu. Vizontele 2 de Kırat heykelinin penisi ile ilgili espriler aklımızda daha…

854 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

Ahmet Çakardan insanlık dersi

29 Ocak 2008 yazar İbrahim Kutluay

Aykırı ve lafını esirgemeyen tarzı ile hakem eskisi yorumcuların iki gözdesinden biri olan Ahmet Çakar, geçen gün programında cidden aykırı ama vicdanlare seslenen bir hareket yaptı. Gerçekten beyefendi görünüşlü, vicdanlı Selahattin Amca, gözleri görmeyen bir yakınına ameliyat parası için yarışmaya gelmişti. Burası programın insanlık üstü kısmıydı ancak rakip hanımefendi, adeta “hoop kendinize gelin, burası tv sizde onu izliyorsunuz” diyordu. Rakip ideal televizyon tipi, Tarkan müziğini duyunca salınan, kırıtkan, yılışık ve bilgisiz bu “çağdaş-modern” hanımefendi tam da çağımıza ve kendisine yakışır şekilde “Ben inanmıyorum bu kör kız hikayesine” mealinde bir iki laf etti.Kendi edasına karşı rakibinin yani Selahatin Amcanın duygu sömürüsü yaptığını hesaplamıştı. Ne yaptı Ahmet Çakar biliyor musunuz?..
Reytingin ete kemiğe bürünmüş hali o parlak rujlu, kırmızı trikolu, kül yutmaz ve uyanık bayana kapıyı gösterdi… Evet kırmızı kartı gösterip diskalifiye etti. Olayı Yüksel Aytuğdan alıntılayayım.

FOX TV’de Ahmet Çakar’ın sunduğu Şansa Bak’ın bu haftaki yarışmacılarından biri, arşiv memurluğundan emekli 67 yaşındaki Selahattin Uysal’dı… Selahattin Amca, nesilleri giderek yok olmaya yüz tutan İstanbul beyefendilerinden biriydi. Belki de yıllarını dört duvar arasında Osmanlı tarihine adadığı ve dış dünya ile fazla içli dışlı olmadığı için bu denli “steril” kalmayı başarabilmişti. Osman Amca kendisine “enişte” diyen bir ahbabının küçük kızının görmeyen gözlerine yeniden ışık kazandırmak adına ameliyat parası bulmak için yarışıyordu. Kızın acıklı hikayesini göz yaşlarıyla anlattı. Meğer küçük kızda gizli şeker varmış ve hastalık sinsice göz sinirlerini kemirmiş. Bir gün, öğle ışığı evlerini aydınlatırken, küçük kız içeriden annesine seslenmiş: “Anne ne oldu? Elektrikler mi kesildi?” O dakika küçük kızla birlikte tüm ailenin hayatı kararıvermiş. Selahattin Bey yarışırken, 43 yıldır aynı yastığa baş koyduğu sevgili eşini de yayına bağladılar. Kadıncağız, utana sıkıla bir anıyı anlattı. Selahattin Bey iş için Afyon’da bir köye gitmiş. Orada üşüyen bir yoksul köylüyü görmüş. Sırtındaki ceketi adama vermiş ve buz gibi havada İstanbul’daki evine gömlekle dönmüş!.. Anlayacağınız; Selahattin Bey acil olarak koruma altına alınması gereken, yolu yanlışlıkla dünyaya düşmüş bir iyilik perisiydi… Ama gelin görün ki, yarışmadaki hanım rakibi, Selahattin Amca’nın öyküsüne inanmadı. Hatta onun “rol kestiğini” ima eden sözler sarf etti. İşte o anda sunucu Ahmet Çakar’ın gözlerinde çakan kıvılcımları fark ettim ve “Eyvah, şimdi fırtına kopacak” dedim. Yanılmamıştım. Çakar, kadını kovarcasına yarışmadan diskalifiye etti. Bana göre gösterdiği kırmızı kart, tüm hakemlik kariyerindeki “en anlamlı ve doğru” karardı… Dünya iyisi Selahattin Amca, 212 bin YTL’lik final sorusunu yanıtlayamayacağını anlayınca Çakar’ın önerdiği 30 bin YTL’lik teklifi “Kızımıza belki bir nebze de olsa yararı dokunur” diyerek kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü final sorusunda bezik oyununun kaç kağıtla oynandığı soruluyordu. “Steril” Selahattin Amca hayatta eline iskambil kağıdı almamıştı ve satrançtan başka oyun bilmiyordu… Ahmet Çakar, programın sonunda vicdanlara seslendi. “Buradan öncelikle göz hastanesi sahiplerine, olmazsa FOX yönetimine, olmadı programımızın yapımcısına sesleniyorum. Bu kızın derdine çare olun. Hepinize yalvarıyorum. Olmadı, bunu ben cebimden karşılayacağım…” Yıllardır sözde Ermeni soykırımı için Osmanlı arşivlerinden çıkacaklar konu edilip durulurdu. Bana göre en değerli bilgiyi arşiv memuru Selahattin Amca getirip, önümüze koydu: İnsanlık henüz ölmemişti…

Bence Ahmet Çakar teşekkürü cidden haketmiş. Hakem olarak hataları olmuştur, katlettiği maçlar, yorumcu olarak taraf tuttuğunu düşündüğüm günlerde olmuştur. Gene de bu olay alkışı hakediyor.

345 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Spor, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Serpil Örümcer’in İbretlik Durumu

09 Aralık 2007 yazar İbrahim Kutluay

Zaman gazetesinde gecenin bu vakti bir haber ilişti gözüme.  Sonunda bu konudaki yazılarıda siteye koymaya karar vermiştim ki bu olay tuzu biberi oldu.

Yaklaşık 5 -6 yıl önce kopan fırtınada bir daha gündeme gelmişti bu isim. Olaydaki esas oğlan Berkant sokakta kalan kızına sahip çıkmamıştı. Hatta Reha Muhtar tehdit ediyordu adamı, “Sen bu kıza sahip çıkmazsan bende haberleri senin şarkınla bitirmeyeceğim” diye. O esnada kızın annesinin Serpil Örümcer olduğu söylenmişti. Bir adamla imam nikahı ile evli olduğu onunda kızına destek veremediği belirtiliyordu. Kızın durumunu hala bilmiyorum o günden beri bu gün haberde öğrendim ki hepsi birden sokakta kalmışlar.Herkesin “bayan bacak” diye iç geçirerek baktığı kadın şimdi çöp toplayarak geçinmeye çalışıyormuş. Haberin tam metni aşağıda;

Bir dönemin ünlü ses ve sinema sanatçısı Serpil Örümcer, şimdilerde hayatta kalabilmek için çöp topluyor.

Ünlü olduğu dönemde sahnelerin en fazla tercih edilen sanatçılarından biri olan Örümcer, ibretlik hayatını “Yaşadığım hayatın bedelini ödüyorum. Benim bu halim gençlerimize ders olsun.” diye özetlerken, kendisine karşı yapılan vefasızlığı kaldıramadığından dolayı uzun süre psikolojik rahatsızlık yaşadığını ifade ediyor.

Serpil Örümcer, parıltılı yaşama adımını 14 yaşında atıyor. Samanyolu şarkısıyla meşhur olan Berkant’la evleniyor. Sanatçının çalıştığı gece kulübünde sahneye çıkmaya başlıyor. Ancak büyük aşk sadece 1 yıl sürüyor. Kızı Fulya’ya hamileyken eşini terk ediyor. O günleri anlatırken gözyaşlarını tutamayan Örümcer, “Bir deniz subayıyla nişanlıydım. Ama aşk gözümü kör etti. Birden yüzüğü atıp Berkant’la evlendim. Ama hayatımın ilk hatası buydu. Şimdi nişan bozduğum kişi emekli bir deniz albayı. Sözümde durmuş olsa idim çöplükte değil, evimin hanımı olarak başköşede olurdum.” diyor.

Serpil Örümcer bugün 54 yaşında. Kızı Fulya, torunları Onur ve Berkant’la birlikte sokaklarda yaşıyor. Ünlü iken sahne arkasında dönen dolaplara alet olmadığından dolayı bu hallere düştüğünü söylerken, “Ben hayatımı kazanmak için dürüst yaşamak istedim. Başkaları gibi yapsaydım bugün çöplüklerde olmazdım. Şanım yürür, ben de villalarda hanımefendi olarak yaşardım.” diye konuşuyor. “Kerize Bak Kerize” ve “Dert Dermanım” adlı şarkılarıyla ünlenen eski sanatçı, Berkant’ın, hem kendisini hem de kızını bir defa bile aramadığını iddia ediyor.

Örümcer, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Orhan Gencebay, Kamuran Akkor ve Osman Yağmurdereli gibi ünlü kişilerle o dönemde yakın arkadaş olduklarını; ancak kendisi bu hallere düştükten sonra samimi bir dostunun dahi kalmadığını belirtiyor. “Benim Allah’ım, kızım ve torunlarımdan başka kimsem yok.” diye ağlayan Örümcer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ben şöhret, makam ve para neymiş gördüm. Bir dönem çok şeylere sahip oldum. Ama şimdi elimde bir şey yok. Allah’ıma şükür onurumla ekmeğimi çıkarmaya çalışıyorum. Çöp toplamaktan hiç utanmıyorum. Çünkü namusumla çalışıyorum.”

Örümcer, ünlü olmak için gece kulüplerinde ya da dizilerde boy gösteren, bir gecede şöhret olmak isteyen gençlere de, “Bunun sonu yok. Güzelliğiniz gittiği zaman sizin yerinize başkaları bulunur. Başkalarının perde arkasında yaptığı işlere kendinizi alet etmeyin. Kolay para kazanma yolunu seçmeyin.” diyor. Serpil Örümcer’in arkadaşlarından tek isteği ise kendisi adına bir gece düzenlenip kızı ve torunlarının sokaktan kurtulması için kafalarını sokacakları bir ev temin edilmesi.

Buyrun burdan yakın. Biliyorumki benim blogum RTE kadar etkili değil. Biliyorum belkide kimse bu yazıyı okumayadabilir. Ama sonuçta ben kibriti çakıyorum. Gelinli-kaynanalı aptal yarışmalardan fuhuşa düşenleri, adı manken kendisi başka birşey sofra kaşarlarını, gazoz kapağı artistlerini, sırtını babalara dayayıp iş kuranları, türkiye güzeli seçilip ordan daldan dala gidenleri yazacağım artık. Aslında yazıyorum zaten ama artık buraya da koyacağım.

Belki bir tane kız okurda, o hayal aleminin sonunun her türlü sonuçta fuhuşa çıktığını görür. Ne de olsa adı sanatçı bazıları;

  • Albüm satsın diye sansasyon için birileri ile yatıyor
  • Filmde başrol için rejisör yada yapımcı ile yatıyor
  • Gazinoya çıkmak için sahibiyle yatıyor
  • Para musluğu açılsın diye sosyeteden önüne gelenle yatıyor
  • Parası çoktur diye futbolcularla yatıp becerebilirse nikah kıydırmayı planlıyor
  • Canlı yayında bir geceliğine kendisine fiyat biçtiriyor
  • Haber spikeri olmak için kanalda etkin birileriyle yatıyor

Sanatçı olduğunu iddia eden erkeklerin birçoğu içinde durum aynı. Tabiki adam gibi işini yapanlara lafım da yok. Ama şimdi siz söyleyin karnı aç çocuğunun karnını doyurmak için mecburen bedenini satan biri ile sırf lüks özentisi ile bedenin peşkeş çeken birisi arasında hangi daha suçlu hangisi daha masum.

Serpil Örümcerin sonu herkese ibret olmalı. Özellikle de “Bir deniz subayıyla nişanlıydım. Ama aşk gözümü kör etti. Birden yüzüğü atıp Berkant’la evlendim. Ama hayatımın ilk hatası buydu. Şimdi nişan bozduğum kişi emekli bir deniz albayı. Sözümde durmuş olsa idim çöplükte değil, evimin hanımı olarak başköşede olurdum.” dediği kısmı herkes iki kere okumalı.

949 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, Çöp Kutusu Haberleri, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Kurtlar Vadisi ve Özenti

07 Aralık 2007 yazar İbrahim Kutluay

Kurtlar Vadisi benim sürekli izlediğim ender dizilerden bir tanesi… Genel olarak takip ettiğim çok az dizi olur ama Kurtlar Vadisi artık dizilikten çıktı ve gördüğüm kadarıyla bir fenomen… Aslında bu yazıyı gülümseyerek yazıyorum. Neden güldüğümü ise sondaki linkteki yazıları okuyunca sizde anlayacaksınız.
Her ne kadar aksi iddia ediliyor olsa da gençlerde bir özenti olduğu gerçek… Ancak dizideki karakterlere dikkat ederseniz ellerinde silahla önüne gelene sıkıp öldüren sapık mafya tiplemelerinden uzak duruluyor. Çok ilginç seyir zevki yüksek bir harmanlama. Bazıları dizinin özel ısmarlama olduğunu, başka türlü kimsenin bu konulara girmeye cesaret edemeyeceğini iddia ediyorlar. Dizi şüphesiz sonuçta para için yapıldığından bir çok konu harmanlanıp öyle sunuluyor. Kahramanları klasik mafya filmlerinden ayıran yönlerden benim gördüklerim ise;

  1. Durduk yere adam öldürülmüyor dizide. Polat oldukça yardımsever birisi normal inanlara karşı. Kötülere karşıda çok acımasız
  2. İyileri temsil edenler çapkınlıktan uzak, sevince sınır tanımayan tipler.  Elif, Deli Hikmetin kör aşkı, ilk dizideki Nesrin’in tecavüze uğrayınca intihara kalkması gibi
  3. İyi kahramanlarımız haklının ve mazlumun yanındalar, çek senet, uyuşturucu, hap vs işleri kötüleyip insanla uzak durun mesajı veriyorlar

Şimdi gelelim neden güldüğüme; ben küçükken televizyonda Cüneyt Arkın Battal Gazi oynadı mı ertesi gün yolda bir sürü çocuk tahta kılıçlarla birbirine dalardı. Karate Kid ilk oynadığı zaman ertesi gün yol kenarında bir sürü çocuğu Karate Kid ‘in meşhur Leylek Kanadı gibi kol açarak zıplayıp vurduğu tekmeyi atarken görmüştüm. Kurtlar vadiside tam olarak işte bu ama çok daha ilerisi. Dizi karakterlerinden Hakan yoldan çıktı ve yoldaşı olması gereken Hüseyini hemde kalleşçe vurdu. Bir önceki bölümlerde Abdülhey’e yaptığı işkence ile zaten nefreti toplamıştı. İşte durum bu iken sahneyi youtube’da buldum. Yorumlar cidden acaipti. Gelde gülme cinsinden. Düşündüm de Hakan’ın yerinde olsam caddeye filan çıkmazdım.

Düşünün ki bu ülekede bir dizi karakteri ölünce stadyumda saygı duruşu yapılıyo, gıyabında cenaze namazı kılınıyor ve hatta dizi gereği vuran oyuncu yolda “abimizi nasıl vurursun” diye dayak yiyor…

youtube yorumları için bu linke tıklayabilirsiniz. Bakın etrafta ne dizi fanatikleri varmış.

605 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Adalet, Aile, Burası Türkiye, Sanat ve Toplum, Toplum, İnsan Manzaraları , 6 Yorum »