Altta Yatan Cehennemlikte Ya Üste Yatan ?

15 Ağustos 2008 yazar İbrahim Kutluay

Bu iki gündür özellikle sinirlendiğim bir konu var. Ne zaman bir teknoloji yeniliği çıksa neden Türkiye’de mutlaka amaç dışı kullanılır. Örneği kameralı telefonla yolda kızların poposunu, bacağını çekmek gibi…

Tamamını oku »

957 - (Toplam) 29 - (Bugün)

Kategori Adalet, Aile, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Sanat ve Toplum, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Sigaranın Sağlığa ve Vücuda Faydaları (!)

26 Temmuz 2008 yazar İbrahim Kutluay

Forumdaki arkadaşlardan Şaban Akman sağolsun bir link göndermiş. Başlığıda buyrun sigara içmeye. Tahmin ettim böyle birşeyler çıkacağını ama genede ilgiyle izledim sonuna kadar. Bence tüm tiryakilerde izlemeli. Bunu gördükten sonra zaten insanların kanser olmasına şaşmamak lazım.

Tamamını oku »

2865 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Aile, Toplum , Yorum yok »

Günde 12 Milyon Ekmek Çöpe Atılıyor Ve Biz Açlıktan Şikayet Ediyoruz

03 Mayıs 2008 yazar İbrahim Kutluay

%98 i müslüman olduğu kabul edilen bir ülkede yaşamaktayız. Ülkemizde açlık, işsizlik, kapkaç, toplumsal bozulma gibi bir sürü de sorun var. Bu ülkede çöplülerden bir şeyler bulmaya çalışan insanlar var ama gene bu ülkede hergün 12 milyon ekmek çöpe atılıyor. Allah aşkına bunu yapan bir toplum nasıl olurda aç kalmaz.

Tamamını oku »

2983 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Çağdaş, Atatürkçü Bir Sanatçı ve Eşteyken Eş Bulma Sanatı

17 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Malum şahıs eski Türkiye güzellik yarışmalarında ün kazanmıştır. Sonra burnuna yapılan operasyonala güzelliğine güzellik katmış, arada bunu kullandığı işler yapmıştır. Derken evlilik ve bir dizi (Çocuklar duymasın) ile yakalanan şöhret.

Bu arada kendisine çağdaş Türk kadını böyle olur diye “Yılın Annesi”, çağdaş kadın bilmem ne ödülleri filan da verilir. derken bomba patlar. Şahsın kocası askerdir ve çağdaş sanatçımızın bir de sevgilisi vardır. Üstelik sevgili yunan kökenlidir. Önce inkar edilir. Sonra kabul edilir. Derken önce sanatçımız diziden kovulur ve eski tabirle “dost hayatı” yeni tabirle “birlikte yaşamak” olayına girilir. Derken ondanda soğuyan sanatçımız yeni birini daha bulur. Gene önce inkar eder. Sonra arkadaşız der. Sonunda ise “iş işteyken eş eşteyken bulunur der ve çıkar işin içinden.” Arada bir reklamdan da 400.000 dolar götürür. Onu reklama çıkaran zihniyete şaşarım. Zaten halkımızda şaşmız olacakki firma battı diye haber oldu.

Derken kendisinden küçük sevgilisi ile katıldığı şovda 3 çocuk polemiğine kendisi de katıldı. Sanatçımızın veciz sözü şöyle “Asıl bizim doğurmamız lazım ki Atatürk çocukları çok daha fazla olsun” …

  1. Bu sosyetik rezaletlerle Atatürkçü olunmaz ancak Aanın kemikleri sızlatılır bu bir.
  2. Bu zihniyetin yetiştirdiği çocuktan da yurd faydalı bir iş beklenmez bu da iki.
  3. Atatürk’ün sonradan  Venizelos ile kurduğu dostlukla kendisinin yaşadağı ilişki aynı şey değildir bu da üç.
  4. Atatürkü sakıp gibi ağzında çiğneyipte kirletme bu da dört.

Potansiyel koca adayı sanatçımızın en çok sırtını seviyormuş. E herkes neyin üstünden para kazanıyor se onu seviyormuş. Bu aşk olayından önce kim takar Yalava Kaymakamını gibi değilmiydi kendisi. Bu rezaletle işleri açılıpta roller almadımı. Elbet sever sırtını.

Bu arada sanatçımız şu an sunuculuk yapıyor. Programında Amerikalı bir kadın, kocaman memeleriyle karpuz kırma şovu filanda yapıyor. Ekranda kaçıyorum kendisinden gazete sitesinde ilginç şov diye çıkıyor.

Barış Manço boşuna dememiş “bana sanatçı demeyin alınıyorum.” diye. Sanatçılık bunlara kaldıysa bizimde işimiz Allah’a kalır tabii…

5 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Çocuk İstismarına Karşı Doctus Kampanyası

15 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Doctus bilgi güvenliği alanında faaliyet gösteren bir site. Site sahibi ise Tansu isimli bir arkadaşımız.  Tansu dünya görüşleri yüzünden genelde takıştığım bir arkadaş ancak benim dünya görüşüm “bizden değildir vurun boynunu” değil. O sadece meselelere benden farklı bakıyor. Bazen demokrasi hukuk vs unutup meydan unutacak kadar da gözü kararıyor. Ben meseleye özgürlük ve demokrasi penceresinden baıyorum. Tansu ise beni hemen karşıdakiler sınıfına gönderiyor. Oysa susturulmaya çalışan Tansu olsa onada desek olurdum. Ancak bana dönersek ben ülkemi seviyorum. İnsanları seviyorum. Ülkemin geleceği için atılmış çıkar gütmeyen her adıma destek olmak benim boynumun borcu. Tansuda bu kampanya ile ülkeye hizmet amacında olduğuna göre, Tansu bırakın dünya görüşüme ters olmayı, başka zıtlıklarımız olsada bu olayda desteğimi esirgemezdim.

Günümüzde dünyada çok dehşet verici olaylar olmakta. Bunların başında da  çocuk istismarcılığı geliyor. Çocuk istismarı deyince sadece bununda çok çeşitli yönleri var.

1. Seks amaçlı çocuk istismarı

2. Ucuz işgücü amaçlı çocuk istismarı

3. Ailelerin kendi çocuklarını istismarı

Sapıklığın sınırı olmadığını biliyorum ancak günümüzde sekse yönelik sapkın davranışlar iyice artmış durumda. Nedenide belli. Yıllardır tvlerden, dizilerden, internetten, şöhretler aleminden topluma öyle bir seks düşüncesi pompaladı ki insanlar seksle yatar kalkar oldu.  diğer yandan batıda ise insanlar o derece rahat seksi yaşar olduki normal seks insanlara zek vermez oldu. Bu seferde işin normal olmayan fantazi boyutları ve sapkınlıkları gündeme daha fazla gelir oldu. Bunlar hiç olmadı demiyorum. Sadece günümüzde ki bu hoyrat yaşam yüzünden arttı diyorum. Geri kalmış toplumlarda ise bastırılmış seks duyguları yüzünden bu yöne itilmeler oldu.

Seks amaçlı çocuk istismarı günümüzde o kadar alıp başını gitmiş ki, internet üzerinde bu konuda çalışan bir sürü site, çete vs var. Batı bu suça karşı resmen özel ekipler kurup mücadele yolunu seçti. Biz ise maalesef daha yeni yeni uyanıyoruz. Bu konuda elimde bir sürü haber olmasına rağmen ilk yazım bu maalesef. (Teşekkürler Tansu)

2. Birde çocukların çalıştırılması var ki. Bu çok boyutlu bir suç. Batı ve doğu bu konuda resmen iki yüzlü. Batı ucuz işgücü için resmen modern köleler getirilmesinin önünü açıyor. Çünkü kendi haklarının refah standartları için birileri ucuza çalışmalı. Yoksa o refah dönemi bitecek sonuçta. Doğudan kastım ise geri kalmış ülkeler oralar da ise “halk olmasa ben bu işsizlikle açlıkla nasıl mücadele ederdim tarzı” düşünülerek bu kaçırmala göz yumuluyor ve bunlardan kazanç elde ediliyor.  Bu çocuklar boğaz tokluğuna köleler gibi çalıştırılıyorlar. Neden batı rahat etsin diye.

3. Olayın belkide en ters yönü bu. Rahat etmek isteyen babalar, ne yer ne içer diye düşünmeyen babalar, 10-15 çocuk yapıp bunları işlerde çalıştırıp ellerine geçene el koyarak boş beleş yaşamaktalar. Çocuğunu kapkaç ve uyuşturucu çetelerine satanlar kiralayanlar da cabası.

Önerilerim belli aslında.

1. Pedofili yani çocuğa yönelik seks suçlarında hadım etme cezası verilip ardından çok ağır hapis sezaları verilmeli.

2. Çocuk kaçıranlara yönelik cezaar artırılmalı.

3. Kapkaç çetelerine çocuk satan kiralayan annae babalara ağır cezalar verilmeli. Öyle çocuğuktur diye yargılamadan aile ye geri teslim ederek “ne yapalım mevzuat bu diyen yargı” bana alerji yapıyor çünkü.

Herkesi bu konuya destek vermeye çağırıyorum.

Lütfen bu yazıya link verin yada alıp bildiğiniz forumlarda sitelerde yayınlayın. Ülkemiz için bir şeyler yapalım.

1564 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Toplum , Yorum yok »

Sivilay Abla

02 Şubat 2008 yazar İbrahim Kutluay

TARAF gazetesinde ” Sivilay Abla ” mahlasıyla yazan Dr. Sivilay Genç adlı bir yazar var. Kendisi Güzin Abla “nın siyasi parodisi gibi…
Geçen gün bir okur sormuş yazara : ” Deniz Baykal, ‘ Türban bizim geleneksel kıyafetimiz değil. Bir Arap üniformasıdır‘ diyor. Türk kızları neden geleneksel Anadolu giysilerini tercih etmiyor?”

Yazarın cevabı çok ilginç:

Cevap: “Baykal yine çok haklı… Halbuki biz sadece geleneksel kıyafetleri giyeriz. Örneğin bluejean, Selçuklu döneminden kalma mahalli kıyafetimizdir.
Göbek piercing‘i çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır. Ayrıca bu Arap kıyafetleri Suudi Arabistan‘ın Bursa eyaletinde ve Mısır‘ın Denizli kentinde dokunuyor. Ben de anlamıyorum, niye bu ısrar?”

Yeterince açık galiba!

460 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Medya, Siyaset, Toplum , 2 Yorum »

Ahmet Çakardan insanlık dersi

29 Ocak 2008 yazar İbrahim Kutluay

Aykırı ve lafını esirgemeyen tarzı ile hakem eskisi yorumcuların iki gözdesinden biri olan Ahmet Çakar, geçen gün programında cidden aykırı ama vicdanlare seslenen bir hareket yaptı. Gerçekten beyefendi görünüşlü, vicdanlı Selahattin Amca, gözleri görmeyen bir yakınına ameliyat parası için yarışmaya gelmişti. Burası programın insanlık üstü kısmıydı ancak rakip hanımefendi, adeta “hoop kendinize gelin, burası tv sizde onu izliyorsunuz” diyordu. Rakip ideal televizyon tipi, Tarkan müziğini duyunca salınan, kırıtkan, yılışık ve bilgisiz bu “çağdaş-modern” hanımefendi tam da çağımıza ve kendisine yakışır şekilde “Ben inanmıyorum bu kör kız hikayesine” mealinde bir iki laf etti.Kendi edasına karşı rakibinin yani Selahatin Amcanın duygu sömürüsü yaptığını hesaplamıştı. Ne yaptı Ahmet Çakar biliyor musunuz?..
Reytingin ete kemiğe bürünmüş hali o parlak rujlu, kırmızı trikolu, kül yutmaz ve uyanık bayana kapıyı gösterdi… Evet kırmızı kartı gösterip diskalifiye etti. Olayı Yüksel Aytuğdan alıntılayayım.

FOX TV’de Ahmet Çakar’ın sunduğu Şansa Bak’ın bu haftaki yarışmacılarından biri, arşiv memurluğundan emekli 67 yaşındaki Selahattin Uysal’dı… Selahattin Amca, nesilleri giderek yok olmaya yüz tutan İstanbul beyefendilerinden biriydi. Belki de yıllarını dört duvar arasında Osmanlı tarihine adadığı ve dış dünya ile fazla içli dışlı olmadığı için bu denli “steril” kalmayı başarabilmişti. Osman Amca kendisine “enişte” diyen bir ahbabının küçük kızının görmeyen gözlerine yeniden ışık kazandırmak adına ameliyat parası bulmak için yarışıyordu. Kızın acıklı hikayesini göz yaşlarıyla anlattı. Meğer küçük kızda gizli şeker varmış ve hastalık sinsice göz sinirlerini kemirmiş. Bir gün, öğle ışığı evlerini aydınlatırken, küçük kız içeriden annesine seslenmiş: “Anne ne oldu? Elektrikler mi kesildi?” O dakika küçük kızla birlikte tüm ailenin hayatı kararıvermiş. Selahattin Bey yarışırken, 43 yıldır aynı yastığa baş koyduğu sevgili eşini de yayına bağladılar. Kadıncağız, utana sıkıla bir anıyı anlattı. Selahattin Bey iş için Afyon’da bir köye gitmiş. Orada üşüyen bir yoksul köylüyü görmüş. Sırtındaki ceketi adama vermiş ve buz gibi havada İstanbul’daki evine gömlekle dönmüş!.. Anlayacağınız; Selahattin Bey acil olarak koruma altına alınması gereken, yolu yanlışlıkla dünyaya düşmüş bir iyilik perisiydi… Ama gelin görün ki, yarışmadaki hanım rakibi, Selahattin Amca’nın öyküsüne inanmadı. Hatta onun “rol kestiğini” ima eden sözler sarf etti. İşte o anda sunucu Ahmet Çakar’ın gözlerinde çakan kıvılcımları fark ettim ve “Eyvah, şimdi fırtına kopacak” dedim. Yanılmamıştım. Çakar, kadını kovarcasına yarışmadan diskalifiye etti. Bana göre gösterdiği kırmızı kart, tüm hakemlik kariyerindeki “en anlamlı ve doğru” karardı… Dünya iyisi Selahattin Amca, 212 bin YTL’lik final sorusunu yanıtlayamayacağını anlayınca Çakar’ın önerdiği 30 bin YTL’lik teklifi “Kızımıza belki bir nebze de olsa yararı dokunur” diyerek kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü final sorusunda bezik oyununun kaç kağıtla oynandığı soruluyordu. “Steril” Selahattin Amca hayatta eline iskambil kağıdı almamıştı ve satrançtan başka oyun bilmiyordu… Ahmet Çakar, programın sonunda vicdanlara seslendi. “Buradan öncelikle göz hastanesi sahiplerine, olmazsa FOX yönetimine, olmadı programımızın yapımcısına sesleniyorum. Bu kızın derdine çare olun. Hepinize yalvarıyorum. Olmadı, bunu ben cebimden karşılayacağım…” Yıllardır sözde Ermeni soykırımı için Osmanlı arşivlerinden çıkacaklar konu edilip durulurdu. Bana göre en değerli bilgiyi arşiv memuru Selahattin Amca getirip, önümüze koydu: İnsanlık henüz ölmemişti…

Bence Ahmet Çakar teşekkürü cidden haketmiş. Hakem olarak hataları olmuştur, katlettiği maçlar, yorumcu olarak taraf tuttuğunu düşündüğüm günlerde olmuştur. Gene de bu olay alkışı hakediyor.

345 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Spor, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Elektrikten Tasarruf Yöntemleri

09 Ocak 2008 yazar İbrahim Kutluay

Tüketim çılgınlığının alıp başını gittiği dünyada tasarruf içinde yapıalacak çok şey var. Aşağıdaki öneriler gazeteden alıntılanmıştır. Umarım okumakla kalmayıp uygulamayada geçersiniz.

FIRINLAR

Aynı miktar yiyeceği pişirmek için mikro dalga fırın, klasik fırına göre yüzde 66 daha az enerji tüketir.

Her kapak açılışında sıcaklık 25 derece ile 30 derece birden düşeceğinden, yemek pişerken fırın kapağı gerekmediği sürece açmamalıdır.

OCAKLAR

Kapaksız kapta yemek pişirmek, 3 kat daha fazla enerji tüketilmesine sebep olur.

Fırında veya ocakta yemek pişerken yiyeceğin piştiği kabın kapağı sıkıca kapatılmalıdır.

Alev tencere tabanına, tam olarak temas etmeli, tencere tabanını aşmamalıdır.

ISITICILAR

Odada 1 derecelik sıcaklık düşürme yüzde 5?lik yakıt tasarrufu sağlar.

Isıtıcınızın veya radyatörlerinizin önüne eşya koyulmamalıdır.

Kapalı ve uygun perdeler, pencerelerden ısı kaybını yüzde 25 oranında önler.

Radyatörlerinizin arkasına yansıtıcı konulması, radyatör başına yılda 6 dolar kazanç sağlar.

Kış aylarında radyatörün üzerine mermer ve çamaşır gibi herhangi bir malzeme konulmamalı, radyatörün üzerinde çamaşır kurutulmamalıdır.

AYDINLATMA

Kompakt floresan lambalar normal lambalardan 5 kat daha az enerji tüketirler ve 10 kat daha uzun ömürlüdürler. Standart lambaların ömrü 750-900 saat (150 gün) iken, kompakt floresan lambaların ömrü 10.000 saattir (2 bin gün).

Lambaların daha iyi çalışması için kuru bezle temizlenmesi gerekir. Kirli ve tozlu lambalar yüzde 25 daha fazla enerji tüketir.

SU ISITICILARI

Termosifonların çevresini yalıtmak, yüzde 10 enerji tasarrufu sağlar.

Ayarlanabilir debili duş başlığı dakikada en fazla 10-15 litre su tüketirken, diğer başlıklar 25-30 litre su tüketir. Böylece 10 dakikalık banyo esnasında 100-150 litre sıcak su ve o oranda da enerjiyi tasarrufu yapılmış olur.

ÇAMAŞIR MAKİNESİ

Makineleri odaya yerleştirirken çevresinde en az 5 cm. boşluk bırakılmalıdır.

Makineyi yarı dolu veya aşırı dolu halde çalıştırılmamalıdır.

BULAŞIK MAKİNELERİ

Yaz aylarında ısı ve nemi azaltmak için sabah veya akşam saatlerinde yıkama yapılmalıdır.

Elektrik enerjisinin yüzde 90?ı suyu ısıtma esnasında harcandığından, durulama ve çalkalama soğuk su ile yapılmalıdır. Böylece enerji tüketimini minimize edilebilir.

BUZDOLABI

Buzdolabı, soba, radyatör, bulaşık makinesi ve ocak gibi ısıtıcı kaynaklardan uzak yere yerleştirmelidir. Böylece enerji tüketimi yüzde 10-15 oranında azalır.

Yemekler, dolaba koymadan önce oda sıcaklığına kadar soğutulmalıdır. Böylece yemeği soğutmak için ilave enerji harcamaya gerek kalmayacaktır.

Dolaba konulan yiyeceğin üzeri, kağıtla, alüminyumla veya plastikle kapatılmalıdır.

DERİN DONDURUCULAR

Derin dondurucudan alınan bir kase içindeki buz parçası, dolabın ortasına konduğunda, 3-4 gün süre ile, yüzde 5 daha az enerji harcanır.

Dolabın altında veya arkasında bulunan bobinler temizlenmediği zaman yüzde 25 daha fazla enerji tüketilecektir.

369 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Din ve Yaşam, Toplum , Yorum yok »

Serpil Örümcer’in İbretlik Durumu

09 Aralık 2007 yazar İbrahim Kutluay

Zaman gazetesinde gecenin bu vakti bir haber ilişti gözüme.  Sonunda bu konudaki yazılarıda siteye koymaya karar vermiştim ki bu olay tuzu biberi oldu.

Yaklaşık 5 -6 yıl önce kopan fırtınada bir daha gündeme gelmişti bu isim. Olaydaki esas oğlan Berkant sokakta kalan kızına sahip çıkmamıştı. Hatta Reha Muhtar tehdit ediyordu adamı, “Sen bu kıza sahip çıkmazsan bende haberleri senin şarkınla bitirmeyeceğim” diye. O esnada kızın annesinin Serpil Örümcer olduğu söylenmişti. Bir adamla imam nikahı ile evli olduğu onunda kızına destek veremediği belirtiliyordu. Kızın durumunu hala bilmiyorum o günden beri bu gün haberde öğrendim ki hepsi birden sokakta kalmışlar.Herkesin “bayan bacak” diye iç geçirerek baktığı kadın şimdi çöp toplayarak geçinmeye çalışıyormuş. Haberin tam metni aşağıda;

Bir dönemin ünlü ses ve sinema sanatçısı Serpil Örümcer, şimdilerde hayatta kalabilmek için çöp topluyor.

Ünlü olduğu dönemde sahnelerin en fazla tercih edilen sanatçılarından biri olan Örümcer, ibretlik hayatını “Yaşadığım hayatın bedelini ödüyorum. Benim bu halim gençlerimize ders olsun.” diye özetlerken, kendisine karşı yapılan vefasızlığı kaldıramadığından dolayı uzun süre psikolojik rahatsızlık yaşadığını ifade ediyor.

Serpil Örümcer, parıltılı yaşama adımını 14 yaşında atıyor. Samanyolu şarkısıyla meşhur olan Berkant’la evleniyor. Sanatçının çalıştığı gece kulübünde sahneye çıkmaya başlıyor. Ancak büyük aşk sadece 1 yıl sürüyor. Kızı Fulya’ya hamileyken eşini terk ediyor. O günleri anlatırken gözyaşlarını tutamayan Örümcer, “Bir deniz subayıyla nişanlıydım. Ama aşk gözümü kör etti. Birden yüzüğü atıp Berkant’la evlendim. Ama hayatımın ilk hatası buydu. Şimdi nişan bozduğum kişi emekli bir deniz albayı. Sözümde durmuş olsa idim çöplükte değil, evimin hanımı olarak başköşede olurdum.” diyor.

Serpil Örümcer bugün 54 yaşında. Kızı Fulya, torunları Onur ve Berkant’la birlikte sokaklarda yaşıyor. Ünlü iken sahne arkasında dönen dolaplara alet olmadığından dolayı bu hallere düştüğünü söylerken, “Ben hayatımı kazanmak için dürüst yaşamak istedim. Başkaları gibi yapsaydım bugün çöplüklerde olmazdım. Şanım yürür, ben de villalarda hanımefendi olarak yaşardım.” diye konuşuyor. “Kerize Bak Kerize” ve “Dert Dermanım” adlı şarkılarıyla ünlenen eski sanatçı, Berkant’ın, hem kendisini hem de kızını bir defa bile aramadığını iddia ediyor.

Örümcer, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Orhan Gencebay, Kamuran Akkor ve Osman Yağmurdereli gibi ünlü kişilerle o dönemde yakın arkadaş olduklarını; ancak kendisi bu hallere düştükten sonra samimi bir dostunun dahi kalmadığını belirtiyor. “Benim Allah’ım, kızım ve torunlarımdan başka kimsem yok.” diye ağlayan Örümcer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ben şöhret, makam ve para neymiş gördüm. Bir dönem çok şeylere sahip oldum. Ama şimdi elimde bir şey yok. Allah’ıma şükür onurumla ekmeğimi çıkarmaya çalışıyorum. Çöp toplamaktan hiç utanmıyorum. Çünkü namusumla çalışıyorum.”

Örümcer, ünlü olmak için gece kulüplerinde ya da dizilerde boy gösteren, bir gecede şöhret olmak isteyen gençlere de, “Bunun sonu yok. Güzelliğiniz gittiği zaman sizin yerinize başkaları bulunur. Başkalarının perde arkasında yaptığı işlere kendinizi alet etmeyin. Kolay para kazanma yolunu seçmeyin.” diyor. Serpil Örümcer’in arkadaşlarından tek isteği ise kendisi adına bir gece düzenlenip kızı ve torunlarının sokaktan kurtulması için kafalarını sokacakları bir ev temin edilmesi.

Buyrun burdan yakın. Biliyorumki benim blogum RTE kadar etkili değil. Biliyorum belkide kimse bu yazıyı okumayadabilir. Ama sonuçta ben kibriti çakıyorum. Gelinli-kaynanalı aptal yarışmalardan fuhuşa düşenleri, adı manken kendisi başka birşey sofra kaşarlarını, gazoz kapağı artistlerini, sırtını babalara dayayıp iş kuranları, türkiye güzeli seçilip ordan daldan dala gidenleri yazacağım artık. Aslında yazıyorum zaten ama artık buraya da koyacağım.

Belki bir tane kız okurda, o hayal aleminin sonunun her türlü sonuçta fuhuşa çıktığını görür. Ne de olsa adı sanatçı bazıları;

  • Albüm satsın diye sansasyon için birileri ile yatıyor
  • Filmde başrol için rejisör yada yapımcı ile yatıyor
  • Gazinoya çıkmak için sahibiyle yatıyor
  • Para musluğu açılsın diye sosyeteden önüne gelenle yatıyor
  • Parası çoktur diye futbolcularla yatıp becerebilirse nikah kıydırmayı planlıyor
  • Canlı yayında bir geceliğine kendisine fiyat biçtiriyor
  • Haber spikeri olmak için kanalda etkin birileriyle yatıyor

Sanatçı olduğunu iddia eden erkeklerin birçoğu içinde durum aynı. Tabiki adam gibi işini yapanlara lafım da yok. Ama şimdi siz söyleyin karnı aç çocuğunun karnını doyurmak için mecburen bedenini satan biri ile sırf lüks özentisi ile bedenin peşkeş çeken birisi arasında hangi daha suçlu hangisi daha masum.

Serpil Örümcerin sonu herkese ibret olmalı. Özellikle de “Bir deniz subayıyla nişanlıydım. Ama aşk gözümü kör etti. Birden yüzüğü atıp Berkant’la evlendim. Ama hayatımın ilk hatası buydu. Şimdi nişan bozduğum kişi emekli bir deniz albayı. Sözümde durmuş olsa idim çöplükte değil, evimin hanımı olarak başköşede olurdum.” dediği kısmı herkes iki kere okumalı.

949 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Toplum, Çöp Kutusu Haberleri, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Kurtlar Vadisi ve Özenti

07 Aralık 2007 yazar İbrahim Kutluay

Kurtlar Vadisi benim sürekli izlediğim ender dizilerden bir tanesi… Genel olarak takip ettiğim çok az dizi olur ama Kurtlar Vadisi artık dizilikten çıktı ve gördüğüm kadarıyla bir fenomen… Aslında bu yazıyı gülümseyerek yazıyorum. Neden güldüğümü ise sondaki linkteki yazıları okuyunca sizde anlayacaksınız.
Her ne kadar aksi iddia ediliyor olsa da gençlerde bir özenti olduğu gerçek… Ancak dizideki karakterlere dikkat ederseniz ellerinde silahla önüne gelene sıkıp öldüren sapık mafya tiplemelerinden uzak duruluyor. Çok ilginç seyir zevki yüksek bir harmanlama. Bazıları dizinin özel ısmarlama olduğunu, başka türlü kimsenin bu konulara girmeye cesaret edemeyeceğini iddia ediyorlar. Dizi şüphesiz sonuçta para için yapıldığından bir çok konu harmanlanıp öyle sunuluyor. Kahramanları klasik mafya filmlerinden ayıran yönlerden benim gördüklerim ise;

  1. Durduk yere adam öldürülmüyor dizide. Polat oldukça yardımsever birisi normal inanlara karşı. Kötülere karşıda çok acımasız
  2. İyileri temsil edenler çapkınlıktan uzak, sevince sınır tanımayan tipler.  Elif, Deli Hikmetin kör aşkı, ilk dizideki Nesrin’in tecavüze uğrayınca intihara kalkması gibi
  3. İyi kahramanlarımız haklının ve mazlumun yanındalar, çek senet, uyuşturucu, hap vs işleri kötüleyip insanla uzak durun mesajı veriyorlar

Şimdi gelelim neden güldüğüme; ben küçükken televizyonda Cüneyt Arkın Battal Gazi oynadı mı ertesi gün yolda bir sürü çocuk tahta kılıçlarla birbirine dalardı. Karate Kid ilk oynadığı zaman ertesi gün yol kenarında bir sürü çocuğu Karate Kid ‘in meşhur Leylek Kanadı gibi kol açarak zıplayıp vurduğu tekmeyi atarken görmüştüm. Kurtlar vadiside tam olarak işte bu ama çok daha ilerisi. Dizi karakterlerinden Hakan yoldan çıktı ve yoldaşı olması gereken Hüseyini hemde kalleşçe vurdu. Bir önceki bölümlerde Abdülhey’e yaptığı işkence ile zaten nefreti toplamıştı. İşte durum bu iken sahneyi youtube’da buldum. Yorumlar cidden acaipti. Gelde gülme cinsinden. Düşündüm de Hakan’ın yerinde olsam caddeye filan çıkmazdım.

Düşünün ki bu ülekede bir dizi karakteri ölünce stadyumda saygı duruşu yapılıyo, gıyabında cenaze namazı kılınıyor ve hatta dizi gereği vuran oyuncu yolda “abimizi nasıl vurursun” diye dayak yiyor…

youtube yorumları için bu linke tıklayabilirsiniz. Bakın etrafta ne dizi fanatikleri varmış.

605 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Adalet, Aile, Burası Türkiye, Sanat ve Toplum, Toplum, İnsan Manzaraları , 6 Yorum »

« Önceki sayfa