Ermeni Sorunu Gerçeklerini Dünyaya Duyurmak İçin Katkılarınız Bekleniyor

28 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Bu konuda bir çok forum ve başka sitede yazdım. Fırsat bulunca burada da bir takım konulara yer vereceğim. Ancak bu konuya kendini adamış takdire şayan bir site var. Yıllardır bizler bunu sözle inkar etmekten başka hiç bir şey yapmadık.

Tamamını oku »

1466 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Ermeni Dosyası , Yorum yok »

Yunanlı Bir Gemi Kaptanı- Çiftçi Kostas - Kurtuluş Savaşı ve Fenerbahçe Üzerine

19 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Küçük kardeşim bir limanda Gemi Kontrol sorumlusu ile devlet hizmetinde çalışmaktadır. Limanda oldukça büyük bir limandır. Haliyle oaraya giren çıkan her milletten gemiye inip çıkmakta ve her milletten insanla tanışmakta. Geçenlerde bana bir olay anlattı. Yunanlı bir kaptanla tanışmış.

Tamamını oku »

2948 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Ermeni Dosyası, Siyaset, Tarih, Toplum , Yorum yok »

Çoban Mehmet ve Bilkentli Tuğçe’nin Oyları Arasındaki Fark

22 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Öncelikle bir gerçeği itiraf etmem lazım. Beş parmağın beşi bir değil. Şüphesiz her Bilkent (yada herhangi bir üniversite) öğrencisi de aynı değil. Kimisi trilyoner babanın çocuğudur kimisi de bursludur. Kimi en kral arabaya biner gezer, kimi de simitle ay sonunu getirir. O bakımdan aşağıda geçen metindeki Bilkentli ifadelerini sadece şu anlamda kullanmış olduğumu belirtiyorum. “Okumuş ama okuduğunu anlamamış, eli ekmek tutmamış, baba parası yiyip caka satan ve insanlara tepeden bakan tiki, entel dantel tipler”…

Tamamını oku »

1646 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Adalet, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Siyaset, Toplum, İnsan Manzaraları , 10 Yorum »

Türkiye Neden Geri Kalır

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Şimdi derin analizlere girecek değilim. Ancak bugün akıllara ziyan bir tartışma var ortada. Evet iktidar ve muhalefet bir birine girdi hemde neden “At Penisi” nedeniyle. bu yazıda parti adı yada kıslatması yazmak istemiyorum. Sebebi bu yazıyı bunlarla bozmat parti taraftarlığına çevirmemek. Sadece devlet hazinesinden verilen yardımlarla ayakta duran partiler ve bizden oy isteyenler nelerle meşgul görmenizi istiyorum. Olaya konu olan at canlı değil. Heykel. Atatürkçü muhalefet, gerici belediyeyi eleştiriyor. “Heykeltraşı çağırıp, heykelde olan atın penisini yok ettiniz” diye. Terim çok ilginç  ama, “xxx lilerin bunu kopardığını, yada koparttıklarını düşünüyoruz.Düşünüyorsunuz yani varsınız demekki. İşiniz gücünüz yok, at penisi kopartıldı onu düşünüyoruz. Bu nasıl bir açıklamadır. “Kopartıldığını”… Belediye de kendini savunuyor.Bu nasıl saçmalık diye. düşünün hizmet vermesi gereken belediye bu salaklığı ciddiye alıp savunma yapıyor. Heykelin 2004 yılındaki resimlerini gösterip “bakın penis o zamanda yoktu” diyor.

Tüm bunar olurken olaya birde heykeli yapan kişi katılıyor. “Evet belediye haklıdır. Zaten heykeldeki penis belli belirsiz vardı. “ diye. Tam cevabı şöyle

DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır bitmedi. Bu olay koca Milliyet’ in anasayfasında yer alıyor ve sanırım bu akşam bütün haber kanallarında da haber olacak. Kısaca bu gün her yerde “at penisi” konuşulacak.

İşte size, iktidar, muhalefet ve medya manzarası.

Son olarak belediye başkanının açıklamalarında hak verdiğim bir nokta var. Onu yazmak istiyorum. Belediye başkanı ilerde bu konudan çok iyi bir komedi filmi olacağını belirtmiş. Eee ne diyelim doğru söze laf olur mu. Vizontele 2 de Kırat heykelinin penisi ile ilgili espriler aklımızda daha…

854 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

Mustafa Denizli’den Bir İnkar Daha

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Mustafa Denizli’nin spor adamı imliğine lafım yok. Ancak  dün öyle bir haber okudum ki bir anda anılarım gözümün önüne geldi. 28 Şubat ortamı… Kanal 6 ‘da Nedim Sabah program yapıyor. İki tane genç oradaki baş örtülü iki bayana ne laflar ediyor. İşte bizler “örümcek beyinlilere karşıyız” filan.O arada ne alaka ise birden telefona Mustafa denizli bağlandı. Önce sakin sakin konuşuren birden esti gürledi. Kızlar kendini savununa çekin İran’a gidin diye azarlamayıda ihmal etmedi.

Öğrencilerden birisi karşınızdainin bir bayan olduğunu hatırlatırım dediğinde biraz ymuşadı iş orada kaldı. Ama diğer konular geldi aklıma sonra, bunu diyen Denizli ne hikmetse yıllar sonra ben profesyonelim diyerek para için İran’a transfer olmuş, üstelik göreve başlama dua ile yapılmış, Denizli bu olayı ne var bunda burası, İran yaşadığın yere uyacaksın demiş, daha komedisi kızı Selin gerekirse peçemi takar babamı ziyaret ederim demişti.

Sevilla maçından sonra aynı Denizli ise klasik söylemlere girmiş, gelen soruya bakın ne karşılık vermiş.

Soru : Geçmişte “Başörtülüler İran’a gitsin” diye bir açıklamanız olmuş muydu?

M.Denizli: Hayır olmadı. O daha değişik bir şeydi. Ben başörtülülere bir şey diyebilir miyim? Benim annem var başta. Ben gençlerin birbirlerine düşürülmesine tepki göstermiştim.

Eeee  boşuna dememişler, delikanlı tükürdüğünü yalamaz diye. Ya siz doğruyu söylemiyorsunuz, ya da o akşam ben başka bir şey seyrediyordum.

313 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Toplum , Yorum yok »

32. gün ve Deli Mine Faciasına Yazardan Savunma

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Geçen günki yazımda 32. Gün de katılımcıların lafı düz mantıkla işlerine geldiği yerden çekip tepkiler vermelerine de değinen bir yazı yazmıştım.

Oradaki konuşmacı yazar Fikri Akyüz’ dü. Kendisi bu günki yazısında diğer katılımcı ve konuya muhatap öğrencilerle de fena halde dalgasını gelmiş. Eeee üniversiteye gelmiş birisi okulla üniversitenin farkını bilmezse, “bir bez parçası nasıl kutsal olur” gibi aptalca bir cümle kurarsa, bunlara muhatap olması normal. Yazarın yazısını buraya aldım.Bakalım kendi penceresinden nasıl savunmuş söylediklerini.

32. Gün’deki “Deli Mine” faciası!

Ben bir insanın özellikle bir “okumuş”un kalitesini şöyle ölçerim: Acaba bu kişi olaylara düz mantıkla mı bakıyor yoksa bu kişi analitik zekayla mı donanmış, aradığım kriter budur.

Diyelim ki evinizde soba var ve bu sobanın içindeki kömür şiddetli bir şekilde yanıyor. Bu durumda sobaya ne kadar yaklaşırsanız o kadar ısınırsınız, değil mi?

Şimdi bir başka örnek: Herkes bilir ki Everest dağı çok yüksektir.. Güneş gökyüzündedir.. Everest dağının tepesi güneşe daha yakındır.. Güneşe daha yakın olan daha sıcak olur. Bu, düz mantıktır.

Ama Everest dağının zirvesi, güneşe daha yakın olmasına rağmen daha soğuktur!

Demek ki neymiş? Sıcağa daha yakın olan bir “şey” daha sıcak olmazmış.

Aksi halde bir zamanlar Çankaya Köşkü’nde oturan Ahmet Necdet Sezer “soğuk” olmazdı!

Tabii Everest dağının eteklerinin zirveye nazaran daha sıcak olmasını dikkate alarak “Zirvedeki birinin eteklerinin dibinde dolaşan adam acayip sıcakkanlı olur..” şeklinde bir çıkarsamada bulunmak da yanlıştır.

Muhakkak ki bu da meteoroloji bilimiyle direkt alakalıdır; çünkü o zat rüzgar ne yöne eserse o yöne savrulmaktadır.

Isınmasının bir başka nedeni de sık sık takla atmak suretiyle egzersiz yapması ve böylece daha kolay ısınmasıdır! Evet, bu “ısınma hareketlerinden” sonra konunun gelişme bölümüne giriş yapalım.. Muhakeme yeteneği gelişmemiş olanların, yasakçılığın tesisi ya da devamı için ileri sürdüğü argümanlardan bir de şu:

“Eşlerinin başı kapalı olan bir üst düzey subay yok. Cumhurbaşkanı aynı zamanda başkomutandır. Abdullah Gül’ün eşinin başı kapalı. Başkomutanın eşinin başörtülü olması doğru mudur?”

Şimdi düz mantıkla bakarsak bu çok doğru bir “çıkarım”. Ama muhakeme yeteneğiniz zayıfsa ve üstelik vicdanınız zaafla malulse, bu önermenin yanlışlığını doğrulamak yanlış olmayacaktır.

Aynı şekilde geçenlerde Başbakan Erdoğan, konuşmasının bir yerinde “Yeni bir Türkiye” demişti.

İşte bu “Yeni Türkiye” lafını don lastiği gibi çekiştiren bazı kalemler düz mantıkla şunu yazdılar:

“Erdoğan İslami bir gelenekten geliyor. Bunlar cumhurbaşkanlığı makamını da ele geçirdiler. Bunların yapacağı ilk iş Cumhuriyet’i ortadan kaldırıp şeriat devleti kurmak olacaktır..”

Öyle ya Mustafa Kemal, Fransa Cumhuriyeti’nin kurmay subayıydı ve aynı Mustafa Kemal Fransa’nın cumhuriyet geleneğinden geldiği için Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu(!)

Hafazanallah, Mustafa Kemal Osmanlı’nın harp okullarında okusaydı padişah olacaktı; olmakla kalmayıp Dolmabahçe Sarayı’nda oturacaktı!

Yine düz mantıkla gidersek, Çorumlu bir Türk olan İsmail Beşikçi Kürtçülüğün teorisyeni; Diyarbakırlı bir Kürt olan Ziya Gökalp ise Türkçülüğün teorisyeni olmayacaktı.

Bunları yazanların pratik zekaları kısır olduğu gibi, bunların Türkçeleri de bir hayli kıt..

Bu o kadar böyle ki, geçen Perşembe gecesi konuşmacı olarak katıldığım 32. Gün programında bazı öğrenciler ve bazı profesörlerin gösterdiği “sakilliği” görünce çok üzüldüm.

İstanbul Aydın Üniversitesi’nin salonunda yapılan programda 1000′e yakın öğrenci arasında demokrat pek çok öğrenci olmasına rağmen “analiz kabiliyeti sıfır” mesabesinde olan pek çok öğrenci de vardı.

Örneğin; konuşmacılardan biri ve bir öğrenci “Sıkmabaş neticede bir bez parçasıdır, bunun kutsallıkla ne alakası var?” gibi bir laf etti.

(Üniversiteye hâlâ okul demesi ise, işin acı ama anlamlı bir başka tarafıydı. Oysa üniversite ile okul arasındaki fark, müderris ile muallim arasındaki fark gibidir.)

Evet böyle denilince ben de çıkıp dedim ki: “Başörtüsüne bez parçası gözüyle niye bakıyorsunuz? Bayrak da neticede bir bez parçasıdır. Şimdi biz bayrak bez parçasıdır diye bayrağın manevi özelliğini yok mu varsayacağız?”

Aman Allah’ım, ben bunu söyleyince önde oturan bazı hocalar dahi feveran edip “Sen nasıl oluyor da bayrağa bez parçası dersin?” dediler.

Yani ben “İnciri Melis’e ver..” veya “Yağmur yağar, saraylar ıslanır..” diyorum..

Profesörlüğe kadar gelmiş olan biri çıkıp bu cümleleri “İnci, rimeli sever..” ve “Yağmur yağarsa, raylar ıslanır..” şeklinde anlıyor!

Eh böyle olunca bu hocanın “talebesi” de benim “Tekel likör fabrikası..” şeklindeki cümlemi “Tek elli kör fabrikası..” şeklinde anlayacaktır!

Tabii ben de kalkıp tam “Bu adam galiba deli mi ne..” diyecektim ki..

Baktım o adam “deli Mine” değil, vazgeçtim!

331 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Toplum , 2 Yorum »

Atatürk, Atatürk’ün Partisi CHP ve Tesettür

07 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Normalde bu gibi konulara çok dalmak istemiyorum. Çünkü Türkiye’de insanlar hemde sıfatı aydın olan o kadar zır cahil varki inanın neler oluyor anlamak mümkün değil. Birisi kalkıp bilgisi olmadan ahkam keser, diğeri kalkar “iç çamaşırlı” benzetmeler yapar.

Dün gece saat 2′ ye kadar 32. Gün programını izledim. Bir gazete yazarı (Milliyet) “sıkmabaş” tabirini kullanmakta özellikle ısrar ediyordu. Bir hanım öğrenci itiraz etti..”Benim başım portakalmı, sıkma örtü ne demek” dedi. Bir katılımcı ise “Bayrakta bezdir, başörtüsüde bezdir… Ama baş örtüsünü kutsal yapan onu takma özgürlüğü ve hakkı, bayrağı kutsal yapan ise halktır, dökülen kandır” mealinde bir laf etti. Tabi yuhalamalar, bağrışmalar gırla. Peki bayrak kutsalsa amerikan bayrağı neden bizler için kutsal değil. Aramızda kaçımız Çin, Rus ve amerikan bayrağı için ölür. Oysa antepte ilk kıvılcım camiden inen bayrak, Maraşta ilk kıvılcım ise kaleden inen bayrak sonuc, imamın “cuma namazı hür insanlara farzdır kalede başka devletin bayrağı varken namaz olmaz demesiyle” atılmıştır.

Şimdi gelelim çeşitli kaynaklardan bulduğum, Atatürk’ün bu konu hakkındaki konuşama ve cümlelerine ;

21 Mart 1923′te Atatürk, Büyük Taarruzdan sonra ziyaret ettiği Konya Kızılay Hanımlar Kolu’nun davetinde bir konuşma yapar. Eşi Latife Hanım‘ın da katıldığı toplantıda, tesettür hakkındaki görüşlerini dile getirir. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlanan konuşma, 1962′de “Yakın Tarihimiz” mecmuasının 34-35. Sayılarında da yer alır. Atatürk’ün kıyafetle ilgili konuşması şöyledir:

KADIN VE ERKEK BİRLİKTE YÜRÜMELİ

“Yabancıların ve bizi düşman gözü ile görenlerin tarif ve tasvir ettikleri kadınlar , bu vatanın asıl kadını, Anadolu’nun asıl Türk kadını değildir. Öyle kadınlar bizim asıl hayatımızda ve asıl memleketimizde yoktur. Türk kadınını yanlış görüp yanlış anlatanlar, bilhassa büyük şehirlerimizde, ileri ve medeni sanılan yerlerde, bazı Türk hanımlarının dış manzaralarına bakarak aldanıyorlar. O kadınların dış manzaralarını aleyhimizdeki kötü yorumlarına uygun bir zemin olarak alıyorlar. Milletin umumi hayatına bakımla pek sınırlı ve naçiz olan o kadınları, onların dış görünüşlerinden çıkardıkları manayı bütün Türk kadınlığına teşmil ediyorlar. İşte ilk düzeltilecek yanlışlık ve ilk ilan edilecek gerçek buradadır.(..)Sayın hanımlar, düşmanlarımızı aldatan bu dış manzara bilhassa kadınlarımızın şeklinden, giyim tarzları ve örtünüş şekillerinden çıkıyor. Onların aldanışlarına sebep olan bir nokta da yabancılarla temas edebilecek durumdaki kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin milli tavır ve hareketlerimizin bir örneği olmayıp , belki Avrupa tavır ve hareketlerinin taklidi olarak görülmesidir. Gerçekten memleketimizin bazı yerlerinde, en çok şehirlerimizde, giyiniş tarzımız bizim olmaktan çıkmıştır. Kadınlarımızın giyinişlerinde iki şekil ortaya çıkıyor: Ya çok kapalı, ya da çok açık. Bunun her ikisi de Şeriatin tavsiyesi, dinin emri dışındadır. Dinimiz kadını her iki aşırılıktan hariç tutmuştur. Dinimizin tavsiye ettiği örtünme hem hayata hem fazilete uygundur. (..) Şeriate uygun örtünme, kadınlar için güçlük vermeyecek, kadınların toplum hayatında, iktisadi hayatta, gündelik hayatta erkeklerle işbirliği etmesine engel olmayacak basit bir şekilde bulunacaktır. Bu basit şekil toplum hayatımızın ahlak ve usüllerine de aykırı değildir. Giyiniş tarzımızı aşırılığa vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine göre gelenekleri, adetleri, milli özellikleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır.

TESETTÜRDE HALKIN BEĞENİSİ ÖNEMLİDİR

(..)Bizim örtünme meselesinde göz önüne alacağımız şey, bir yandan milletin ruhunu, diğer yandan hayatın gerçeklerini düşünmektir. (..) Kadının giyiniş tarzında yenilik yapmak meselesi bahis konusu değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri bellettirmek zorunluluğu karşısında değiliz. (..)

Biz başlı başımıza, fert olarak, her türlü şekilleri uygulayabilir, kendi zevkimize, arzumuza, terbiye ve seviyemize göre istediğimiz kıyafeti seçebiliriz. Ancak bütün milletin uygun görebileceği şekilleri, bütün milletin hayatında uygulama kabiliyeti olan kıyafetleri herhalde halkın gene beğenisinde aramak lazımdır. Bazı milletlerin zevk dünyalarını memleketimizde uygulamaya kalkışmak hatadır. Bu yol toplum hayatımızı gelişme ve yücelmeye götürmez. (..)Eğer kadınlarımız Şeriatin tavsiye, dinin emrettiği bir kıyafetle, faziletin gerektirdiği bir hareketle içimizde bulunur, milletin bilim, sanat ve toplum hareketlerine katılırlarsa, bu hali, emin olunuz, milletin en müteassıbı bile takdir etmekten kendini alamaz. Aksine o halin aleyhinde söylenecek sözlere karşı belki onun öncülerinden fazla savunucusu olur.”

Atatürk, kadınların erkeklerle düşünce ve ışık yolunda yarış edercesine yürüdüklerini belirterek şöyle dedi: “Lakin kadınlarımız bununla mağrur olmalı değil, bilhassa aydın hanımlarımız yabancıların ve içimizdeki kötü düşüncelilerin kendilerine yakıştıracakları noksanların yersiz, haksız olduğunu göstermeliler(..) Kadınlık meselesinde şekil ve dış görünüş ikinci derecededir. Kadınlarımız için şekil ve kıyafetten çok asıl başarı kazanılması gereken alan nur ile, gerçek faziletlerle süslenmek ve cihazlanmak olmalı. Hanımlarımızın Avrupa kadınlarının altında kalmayarak, aksine pek çok cihetlerde onların üstüne çıkacak nur ve bilgiyle cihazlanacaklarına kesin olarak şüphe etmeyen ve buna kesin olarak emin olanlardanım.”

CHP 1946 Afişleri

Başörtüsü yasağını savunan CHP 1946 seçimlerinde kullandığı afişte başı açık ve başı kapalı iki kadının fotoğraflarına yer verdi. CHP’nin sözkonusu afişi laikliğe aykırı görülmedi.

Devlet yayınında kadınlar

Atatürk döneminde, La Turquie Kemaliste dergisi Atatürk Türkiyesini dışarda tanıtmak amacıyla , Fransızca, Almanca ve İngilizce olarak çıkarıldı. Mecmuada başörtülü kadın ve kız çocukları görüntüleri yer aldı. 1938 yılında La Turquie Kemaliste’in 23-24 sayısının kapağında da başörtülü kızlar ve başı açık kızlar yan yana yer aldı.

MANTO DAĞITTILAR

Atatürk’ün Konya’da yaptığı konuşmanın Yakın Tarihimiz mecmuasında yayımlandığı 1962′de Türkiye 27 Mayıs darbesinin etkisini yaşıyordu. Darbeciler, başörtüsüne herhangi bir kısıtlama getirmedi. Çarşafta bile zorlayıcılık yoluna başvurulmadı, manto özendirildi. Bu sırada Hayat mecmuasında bir yazı yazan ilk kadın müzeci Seniha Sami şöyle diyordu:

“Bugün bazı uzak vilayetlerde, İstanbul’un bazı semtlerinde eski biçim çarşaflar hala göze batıyorsa da onlar da tabiatiyle terk edilecektir. Çarşaflı kadınların kızları, mektepte okurlarsa çarşaf giymezler. Tahsil görmüş kızların adedi çoğaldıkça çarşaf ile peçe de yaşmak ile ferace gibi tarihe karışacaktır.”

Yukarda sade haliyle sunulan konuşmanın orjinal hali ise :

“icabı din olan tesettür, kısaca ifade etmek lâzım gelirse, denebilir ki, kadınların külfetini mucip ve muhalifi adap olmayacak şekli basitte olmalıdır. Şekli tesettür kadını hayatından, mevcudiyetinden tecrit edecek bir şekilde olmamalıdır” (Atatürkçülük -Birinci Kitap- Genelkurmay Başkanlığı, 1982, Sayfa: 126).

“Tesettürü şer’i kadınlar için mucibi müşkülat olmayacak, kadınların hayatı içtimaiyede, hayatı iktisadiyede, hayatı maişette ve hayatı ilimde erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak bir şekli basittedir. Bu şekli basit heyeti içtimayemizin ahlâk ve adabına mugayir değildir” (Aynı kitap, aynı sayfa).

Benim gördüğüm ve okuduğum tüm kaynaklarda Atatürk, erkek kıyafetleri ile ilgili konuşmuş, kadınların kıyafetleri konusunda asla sınır koyucu olmamış ama onların toplumdan tecrit olmamalarını istemiştir. Asıl anlamadığım nokta ise bugün herşeyiyle onu savunan, adeta onu yaşayan insanların nasıl olupta onun adına bu kadar halka yabancılık çekip aykırı fikirler savunmasıdır. Pekinasıl oluyordu Nutuk’ta yer alan bazı cümleler sonradan adeta cımbızla çekip çıkarılıyor. Atatürk öldükten çok sonraçıkarılan yasalar ona maledilip adeta Atatürk düşmanlığı aşılanıyor.

468 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Din ve Yaşam, Toplum , Yorum yok »

Sivilay Abla

02 Şubat 2008 yazar İbrahim Kutluay

TARAF gazetesinde ” Sivilay Abla ” mahlasıyla yazan Dr. Sivilay Genç adlı bir yazar var. Kendisi Güzin Abla “nın siyasi parodisi gibi…
Geçen gün bir okur sormuş yazara : ” Deniz Baykal, ‘ Türban bizim geleneksel kıyafetimiz değil. Bir Arap üniformasıdır‘ diyor. Türk kızları neden geleneksel Anadolu giysilerini tercih etmiyor?”

Yazarın cevabı çok ilginç:

Cevap: “Baykal yine çok haklı… Halbuki biz sadece geleneksel kıyafetleri giyeriz. Örneğin bluejean, Selçuklu döneminden kalma mahalli kıyafetimizdir.
Göbek piercing‘i çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır. Ayrıca bu Arap kıyafetleri Suudi Arabistan‘ın Bursa eyaletinde ve Mısır‘ın Denizli kentinde dokunuyor. Ben de anlamıyorum, niye bu ısrar?”

Yeterince açık galiba!

460 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Medya, Siyaset, Toplum , 2 Yorum »

Yargıçlar Devleti

26 Ocak 2008 yazar İbrahim Kutluay

Son günlerde malum yeni bir yasa çalışması var. Birilerine göre siyasi simge bana göre inanç gereği olan başörtü konusunda bir çalışma… Konunun detayına girmek niyetinde değilim. 12 Eylül’ün bizlere attığı sayısız golden birisi de bu idi. Ancak CHP bu konuya hayli sert tepkiler vermekte. Ancak bazen öyle laflar ediyorlarki demokrasi ile yönetilen bir ülkedemiyiz cidden inanasım gelmiyor.

Onur ÖYMEN diyorki “Siz nasıl kendinizi Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde görebilirsiniz?” 

Bir dakika durup düşünelim. Hani hakimiyet kayıtsız şartsız milletindi. Eğer halkın oy verip seçtiği kişiler halkı yönetmeyecekse kim yönetecek. Madem Anayasa Mahkemesi onların üstünde. buyursunlar onlar ülkeyi yönetsinler. Yargıçlar devleti kuralım olsun bitsin. Demokrasiye, seçimlere, oy vermeye ne gerek var değil mi ?

Adana milletvekili Tacidar Seyhan yakından tanıdığım dürüst bir insandır. Meslektaş sayılırız. K.Maraş Milletvekili Durdu beyideo sırada o şehirde çalıştığım için seçim bürosundan dolayı görmüşlüğüm var.

Onun bir önerisi var. Diyor ki kendi liderine “madem türban simge, o zaman başörtü serbest olsun”.  Ben vereyim cevabı olmaz. Neden olmaz çünkü o da daha 1980 lerde çağdışı ilan edilip modern diye türbana sarılmışlardı. Türbanı bu ülekey YÖK başkanı getirmişti. O simge, öbürü çağdışı… Ondan sonrada yırtınıp durmaktalar neden bize oy yok diye. Siz bu kafa ile daha çok baraj sınırında gezer durursunuz. İnsanlar iktidara çok beğenerek mi oy veriyor sanıyorsunuz. Hayır.. Sadece kötünün iyisi oldukları için. Ama sizde bunu anlayacak yetenek bile yok.  Yetenek olanı da zaten ne yapıp edip dışlıyorsunuz.

262 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

Teziç Nasıl Atatürkçü Anlamak İçin

07 Aralık 2007 yazar İbrahim Kutluay

Dün YÖK başkanı veda konuşması yaptı bu meyanda fikirlerini açıklayıp bir takım mesajlar vardı. Son yıllarda YÖK’ün işi gücü bırakıp türban yasağı ile uğraşması nedeniyle muhatap olduğu suçlamalardan biriside mason olduğu hakkındaki iddialardı. Biliyorsunuz YÖK başkanları bugüne kadar Atatürkçülük söz konusu olduğunda cansiperane konuşmakta ve mangalda kül bırakmamaktaydılar. Atatürkçülüğün yılmaz bekçileri onlardı. Gelelim sayın Teziç’in son gün patlattığı bombaya. “Mason musunuz” sorusuna ” verdiği ceap aynen şu ;

SORU: Sizin mason olduğunuz yönünde bazı iddialar var ne diyeceksiniz?

- Ben ne isem oyum, olsa söylerim. Aksini iddia ediyorsanız, ispatlamakla sorumlusunuz. Ayrıca bu tür yerlere üye olmuş insanları da kınamam.

Şimdi diyeceksiniz ki bunda ne var; haklısınız bir şey yok gibi duruyor oysa tarihe bir dönüp bakalım. Atatürk’ün aniden Mason localarını kapattığını göreceğiz. Madem sayın Teziç Atatürkçü, aklıcı bir adam neden acaba onun yolunu izlemiyor o zaman.

289 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, YÖK Dosyası , 2 Yorum »

« Önceki sayfa