Trafik Kazalarında Kafkasyadaki Savaştan Çok Ölü Var…

11 Ağustos 2008 yazar İbrahim Kutluay

Canım ülkemde vurdumduymazlık had safhada devam etmekte. Şimdi düşünün Amerika Irak’ ta bir günde 39 asker asker kaybetse neler olurdu diye.

Tamamını oku »

28 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Adalet, Burası Türkiye, Siyaset, Toplum, Yolsuzluklar, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Yunanlı Bir Gemi Kaptanı- Çiftçi Kostas - Kurtuluş Savaşı ve Fenerbahçe Üzerine

19 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Küçük kardeşim bir limanda Gemi Kontrol sorumlusu ile devlet hizmetinde çalışmaktadır. Limanda oldukça büyük bir limandır. Haliyle oaraya giren çıkan her milletten gemiye inip çıkmakta ve her milletten insanla tanışmakta. Geçenlerde bana bir olay anlattı. Yunanlı bir kaptanla tanışmış.

Tamamını oku »

2948 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Ermeni Dosyası, Siyaset, Tarih, Toplum , Yorum yok »

Çoban Mehmet Ve Manken Aysun’un Oyları Arasındaki Fark

14 Nisan 2008 yazar İbrahim Kutluay

Öncelikle bu konuda yazıp yazmamayı çok düşündüm. Ben kendi halinde, evine ekmek götürmek için çalışan bir elemanım. Öyle 75.000 euro değerinde Jeep sahibi değilim, İstanbul sosyetesine mensupta değilim. Kısaca alacağım tepkilerden birisinin şu olacağını biliyordum. “Kadına kızıyorsun kızmasına da başbaşa bir yemek yeseydin ondan kralı olmazdı değil mi?”… diğeri de sanırım şu oluyor du, “senin gibiler onun gibilere yaklaşamayacağı için kinini kusuyorsun?”…

Tamamını oku »

954 - (Toplam) 2 - (Bugün)

Kategori Burası Türkiye, Kişisel, Sanat ve Toplum, Sanat(!) Dünyası, Siyaset, Toplum, İnsan Manzaraları , Yorum yok »

Çoban Mehmet ve Bilkentli Tuğçe’nin Oyları Arasındaki Fark

22 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Öncelikle bir gerçeği itiraf etmem lazım. Beş parmağın beşi bir değil. Şüphesiz her Bilkent (yada herhangi bir üniversite) öğrencisi de aynı değil. Kimisi trilyoner babanın çocuğudur kimisi de bursludur. Kimi en kral arabaya biner gezer, kimi de simitle ay sonunu getirir. O bakımdan aşağıda geçen metindeki Bilkentli ifadelerini sadece şu anlamda kullanmış olduğumu belirtiyorum. “Okumuş ama okuduğunu anlamamış, eli ekmek tutmamış, baba parası yiyip caka satan ve insanlara tepeden bakan tiki, entel dantel tipler”…

Tamamını oku »

1646 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Adalet, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Siyaset, Toplum, İnsan Manzaraları , 10 Yorum »

Sivilay Abla / Taraf Türkiye’nin Oscar Gecesi

12 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Sevgili Dostlarım,

Türkiye’nin Oscar’ları geçen akşam muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Töreni takip eden tek gazeteciydim. Sizden gelen soruları erteleyelim, lafı uzatmadan törene geçelim: 

 

En iyi film: Ergenekon

Sarıkız ve Ayışığı gibi başarısız projelerden sonra adeta rakipsiz olarak yarışa giren Ergenekon’un en büyük ödülü alması sürpriz olmadı. Eleştirmenlerin “Batı Çalışma Grubu”nun devamı eleştirilerine rağmen akademi üyelerinden tam not aldı. Yeni versiyonlarının çekileceği söylentisi huzurlu bir hayat isteyen vatandaşlar arasında endişeye neden oluyor.

 

En iyi yönetmen: Derin Brothers (Ergenekon)

Devlet içindeki Ergenekon yapılanmasını yönetmedeki üstün başarılarından dolayı bu ödülü almaya hak kazandılar. Çok sayıda ünlü oyuncu arasında rollerin ustalıkla dağıtılması, cinayet, entrika, milliyetçi duyguların sömürülmesi ve tüm figüranların sevk ve idaresindeki başarıları nedeniyle kendilerini kutlamıyorum. Derin kalmak için törene gelmeyen yönetmen kardeşlerin heykelciği İstanbul Emniyet Müdürlüğünde. Gidip alabilirler, hatta yatıya da kalabilirler. Hehehe.

 

En iyi erkek oyuncu: Alparslan Arslan (Mahkeme’de Son Tango)

Aslında Arslan’ın oyunculuğu çok parlak değildi. Ancak müebbet aldığı için bir daha ödül alma imkanı olmadığından akademi duygusal bir karar verdi. Alparslan’ın Oscar heykelciğine uzanmasını sağlayan ünlü tiradı hep birlikte hatırlayalım:

“Sevgili Abdullah Gül ve Tayip Erdoğan Beye sesleniyorum. Rica ediyorum şeriatı ilan ediniz. Genelkurmay sakın ha buna karşı çıkayım demeyesiniz. Çok kan akar vallahi. Bir de buradan Fetullah Gülen Hocama sevgilerimi gönderiyorum. Vallahi Danıştay baskınıyla Ergenekon’un bir ilgisi yok. Onlar masum Hâkim Bey.”

 

En iyi kadın oyuncu: Sevgi Erenerol (Kilisedeki Devlet)

Gerçekten bu ödülü sonuna kadar hak eden bir oyunculuk çıkardı. Laik bir Türk kadını olarak Halkla İlişkiler azizesi rolüyle bir ömür aile kilisesinde istavroz çıkartıp Türklerin Hıristiyanlaşmaması için İsa’dan yardım diledi. 

 

En iyi yardımcı erkek oyuncu: Alparslan Arslan’ın Babası (Oğlum Bir Dinci’nin Şifreleri)

Aslında bütün otoriteler bu ödülü Ergenekon Destanı filmindeki ağır abi rolüyle Veli Küçük’ün alacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ancak Baba Arslan’ın son atağı Oscar heykelciğine uzanmasına yetti. Baba Arslan, oğlunun bir dinci olduğunu ve Ergenekon’un masum olduğunu anlatmadaki üstün çabası ödül verenlerin gözünden kaçmadı. Role kendisini o kadar kaptırmıştı ki töreninde bile repliklerini tekrarlıyordu.

 

En iyi yardımcı kadın oyuncu: Emine Şenlikoğlu (Sister Act)

Kostümü, mimikleri, ses tonu ve kurduğu cümlelerle; türban gelecek, bizi kapatacak korosuna ilham kaynağı oldu. Oscar heykelciğini eline aldığında “puta tapmayın!!” deyip ödülünü kırarak Oscar tarihine adını kalın harflerle yazdırdı.

 

En iyi özgün senaryo: Hudson Enstitüsü – ABD

Türkiye’de geçen hikaye, elli kişinin ölümüne neden olan büyük bir patlamayla başlıyor ve önemli bir bürokrata suikast düzenlenmesiyle devam ediyor. Bol şiddet ve aksiyon dolu film, geniş bir senarist kadrosu tarafından kaleme alındı. Ancak, hatırlayacağımız gibi film beklenen etkiyi göstermedi.  Film gösterime konulmadan senaryonun sonunu anlatan gazeteci Yasemin Çongar’in gişe başarısını engellediği konuşuluyor.

 

En iyi uyarlama senaryo: Hürriyet (Türkiye Malezya olur mu?)

Hürriyet yazarları tarafından Malezya’dan getirilen senaryo Türkiye’ye uyarlanmaya çalışıldı. Uyarlama başarılı olmasa da yıllardır İran uyarlamalarından fenalık geçiren akademi bu değişim çabasını ödüllendirdi.

 

En iyi yabancı film: Pakistan Derin Devleti (Benazir Butto Suikastı)

Darbecilik ihtisasını Türkiye’de yapan Pervez Müşerref’in en güçlü rakibi Butto’ya suikast düzenlenmesi bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin bildik trajedisini gözler önüne seriyor. Türkiye basını da bu trajediden bize ekmek çıkar mı diyerek İslami Terör manşetleri atmıştı. Biz bu filmi görmüştük.

 

En iyi çizgi film/animasyon: Rektörler (Ordu Göreve II)

Bu kadar büyük prodüksiyon ve oyuncu arasında Rektörlerin kara cüppeleriyle sergiledikleri oyunculuk ancak çizgi film kategorisinde yer bulabildi.

 

En iyi kısa metrajlı belgesel film: Show TV Ana Haber  (Hastanedeki Türbanlılar)

28 Şubat Oscarlarında da “düğmeye ben bastım, yandan geç” repliğiyle zihinlerimizde müstesna bir yer tutan Ali Kırca’nın hayaleti bu yılda ödüller üzerinde dolaşıyor. Gizli kamerayla “Dogma” tekniğiyle çekilmiş bir sosyal ispiyon filmi. Klişeleri çok olsa da konjonktür gereği ipi göğüslüyor.

 

En iyi uzun metrajlı belgesel film: Laikler (Rejim tehlikede)

Çekimleri 80 küsur yıldır devam eden belgesel bitecek gibi gözükmüyor. Çok uzun olduğu için bu kategoride rakipsiz. Gerçek mekânlarda, gerçek aktörler ve gerçek mermiler kullanılarak çekilen belgeselin teması “devletin eteğine sıkı sıkı tutun yoksa öcüler yer seni“olarak özetleniyor.

 

En iyi sanat yönetmeni: Ali Kırca (İstanbul Üniversitesi önünde kara çarşaflı kadınlar)

Türban konusunda haber yapmak için Beyazıt’ta volta atan muhabir rastlantı bu ya kara çarşaflı iki kadın görür. Onun istediği bir göz Allah vermiştir iki göz. Üniversiteye böyle mi gireceksiniz sorusuna, peçelerinin arkasından “Allahın izniyle böyle gireceğiz” cevabını alan muhabir, Oscar heykelciğini de kapar.

 

En iyi görüntü yönetmeni: Tuncay Özkan (Biz Kaç Kişiyiz)

Laikler Prensi rolüyle bu yıl tüm ödülleri toplayacağı beklenen Tuncay Özkan için bir hüsran gecesiydi. Tek ödülle yetinmek zorunda kaldı.  Hatırlanacağı gibi Cumhuriyet mitinglerinde kullandığı teknikle kalabalığı üç milyon gibi göstermeyi başarmıştı.

 

En iyi kostüm: Cemil Çiçek (Çene altı formülü)

Üniversitelere başörtülü kızların girebilmesi için tavşankulağı modelini geliştirdi ve modelin anayasaya fotoğraflı girmesini önererek alanında bir ilki gerçekleştirdi.

 

En iyi makyaj: -

28 Şubat Oscar töreninde en iyi makyaj da olmak üzere pek çok ödülü toplayan SiSi’nin yeri bu yıl da doldurulamadı. En iyi makyaj heykelciği bu yıl sahipsiz kaldı.

 

En iyi şarkı: Edip Akbayram/Bulutsuzluk Özlemi/Moğollar Korosu (Onuncu yıl marşı)

Solcu bildiğimiz sanatçılar iken, “konu rejimse solculuk teferruattır” deyip Cumhuriyet Mitinginden mitingine koştular. Kenan Doğulu’nun düzenlemesini yaptığı Onuncu yıl marşını kusursuz yorumladılar. Şarkıları CHP’yi iktidara taşımaya yetmediyse de Akademi de bu üstün çabayı karşılıksız bırakmadı.

 

En iyi özgün müzik: İsmail Türüt (Plan yapmayın plan)

Epik bir güfte için bestelenmiş bu eser, faşizme her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde akademinin de ilgisini çekti. Halk jürisinden pek ilgi görmese de törene damgasını vurdu.

 

En iyi kurgu: Tarsuslu Meczup (Mini eteklilere kezzap)

Bir devlet kurumunda kezzapçı olarak görev yapan Tarsuslu bir adamın trajik komik hikayesinde; bir ömür şırıngaları kezzapla doldurup eyleme geçmek için türban tartışmalarını beklemesi konu ediliyor. Türban yasağı savunanlara limon kolonyası ferahlığı veren kezzap olayı köşe yazarlarının da en çok başvurdukları örneklemelerde birinci sıraya yükseldi.

Taraf Gazetesinden alınmıştır.

429 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Siyaset, Toplum, Çöp Kutusu Haberleri , Yorum yok »

Türkiye Neden Geri Kalır

08 Mart 2008 yazar İbrahim Kutluay

Şimdi derin analizlere girecek değilim. Ancak bugün akıllara ziyan bir tartışma var ortada. Evet iktidar ve muhalefet bir birine girdi hemde neden “At Penisi” nedeniyle. bu yazıda parti adı yada kıslatması yazmak istemiyorum. Sebebi bu yazıyı bunlarla bozmat parti taraftarlığına çevirmemek. Sadece devlet hazinesinden verilen yardımlarla ayakta duran partiler ve bizden oy isteyenler nelerle meşgul görmenizi istiyorum. Olaya konu olan at canlı değil. Heykel. Atatürkçü muhalefet, gerici belediyeyi eleştiriyor. “Heykeltraşı çağırıp, heykelde olan atın penisini yok ettiniz” diye. Terim çok ilginç  ama, “xxx lilerin bunu kopardığını, yada koparttıklarını düşünüyoruz.Düşünüyorsunuz yani varsınız demekki. İşiniz gücünüz yok, at penisi kopartıldı onu düşünüyoruz. Bu nasıl bir açıklamadır. “Kopartıldığını”… Belediye de kendini savunuyor.Bu nasıl saçmalık diye. düşünün hizmet vermesi gereken belediye bu salaklığı ciddiye alıp savunma yapıyor. Heykelin 2004 yılındaki resimlerini gösterip “bakın penis o zamanda yoktu” diyor.

Tüm bunar olurken olaya birde heykeli yapan kişi katılıyor. “Evet belediye haklıdır. Zaten heykeldeki penis belli belirsiz vardı. “ diye. Tam cevabı şöyle

DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır bitmedi. Bu olay koca Milliyet’ in anasayfasında yer alıyor ve sanırım bu akşam bütün haber kanallarında da haber olacak. Kısaca bu gün her yerde “at penisi” konuşulacak.

İşte size, iktidar, muhalefet ve medya manzarası.

Son olarak belediye başkanının açıklamalarında hak verdiğim bir nokta var. Onu yazmak istiyorum. Belediye başkanı ilerde bu konudan çok iyi bir komedi filmi olacağını belirtmiş. Eee ne diyelim doğru söze laf olur mu. Vizontele 2 de Kırat heykelinin penisi ile ilgili espriler aklımızda daha…

854 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Medya, Sanat ve Toplum, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

Sivilay Abla

02 Şubat 2008 yazar İbrahim Kutluay

TARAF gazetesinde ” Sivilay Abla ” mahlasıyla yazan Dr. Sivilay Genç adlı bir yazar var. Kendisi Güzin Abla “nın siyasi parodisi gibi…
Geçen gün bir okur sormuş yazara : ” Deniz Baykal, ‘ Türban bizim geleneksel kıyafetimiz değil. Bir Arap üniformasıdır‘ diyor. Türk kızları neden geleneksel Anadolu giysilerini tercih etmiyor?”

Yazarın cevabı çok ilginç:

Cevap: “Baykal yine çok haklı… Halbuki biz sadece geleneksel kıyafetleri giyeriz. Örneğin bluejean, Selçuklu döneminden kalma mahalli kıyafetimizdir.
Göbek piercing‘i çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır. Ayrıca bu Arap kıyafetleri Suudi Arabistan‘ın Bursa eyaletinde ve Mısır‘ın Denizli kentinde dokunuyor. Ben de anlamıyorum, niye bu ısrar?”

Yeterince açık galiba!

460 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Aile, Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Medya, Siyaset, Toplum , 2 Yorum »

Yargıçlar Devleti

26 Ocak 2008 yazar İbrahim Kutluay

Son günlerde malum yeni bir yasa çalışması var. Birilerine göre siyasi simge bana göre inanç gereği olan başörtü konusunda bir çalışma… Konunun detayına girmek niyetinde değilim. 12 Eylül’ün bizlere attığı sayısız golden birisi de bu idi. Ancak CHP bu konuya hayli sert tepkiler vermekte. Ancak bazen öyle laflar ediyorlarki demokrasi ile yönetilen bir ülkedemiyiz cidden inanasım gelmiyor.

Onur ÖYMEN diyorki “Siz nasıl kendinizi Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde görebilirsiniz?” 

Bir dakika durup düşünelim. Hani hakimiyet kayıtsız şartsız milletindi. Eğer halkın oy verip seçtiği kişiler halkı yönetmeyecekse kim yönetecek. Madem Anayasa Mahkemesi onların üstünde. buyursunlar onlar ülkeyi yönetsinler. Yargıçlar devleti kuralım olsun bitsin. Demokrasiye, seçimlere, oy vermeye ne gerek var değil mi ?

Adana milletvekili Tacidar Seyhan yakından tanıdığım dürüst bir insandır. Meslektaş sayılırız. K.Maraş Milletvekili Durdu beyideo sırada o şehirde çalıştığım için seçim bürosundan dolayı görmüşlüğüm var.

Onun bir önerisi var. Diyor ki kendi liderine “madem türban simge, o zaman başörtü serbest olsun”.  Ben vereyim cevabı olmaz. Neden olmaz çünkü o da daha 1980 lerde çağdışı ilan edilip modern diye türbana sarılmışlardı. Türbanı bu ülekey YÖK başkanı getirmişti. O simge, öbürü çağdışı… Ondan sonrada yırtınıp durmaktalar neden bize oy yok diye. Siz bu kafa ile daha çok baraj sınırında gezer durursunuz. İnsanlar iktidara çok beğenerek mi oy veriyor sanıyorsunuz. Hayır.. Sadece kötünün iyisi oldukları için. Ama sizde bunu anlayacak yetenek bile yok.  Yetenek olanı da zaten ne yapıp edip dışlıyorsunuz.

262 - (Toplam) 1 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Burası Türkiye, Din ve Yaşam, Siyaset, Toplum , Yorum yok »

YÖK’ün Yargıya Müdahalesi

23 Kasım 2007 yazar İbrahim Kutluay

Bilindiği gibi 12 Eylül bu ülkeye 2 güzide emanet bıraktı. Biri seçilmişlerin bile üstünde Senatonun yerini alan Anayasa Mahkemesi, diğeri ise tek derdi “öğrenciler sadece okula gitsin gelsin, anarşiden uzak dursun ama okumasın, düşünmesin, kısaca istediğimiz gibi robotlar” olsun derdindeki YÖK. Yıllardır YÖK hakkında çeşitli şeyler okudum gördüm.

  • Sırf kendileri düşüncelerine yakın diye yolsuzluklara göz yummalar
  • Yolsuzluk dosyalarını yargılama izni vermemeler
  • Yargılanacak kişilere sahip çıkmayı “Cumhuriyete Sahip Çıkmakla” eşit tutmalar
  • Belli bir kesimi budamak için Meslek Liselerini adeta çöle çevirip ülkenin nitelikli işgücü yetiştirmesine engel olmalar

Hangi birisini sayayım. Bu ülkede her misyon ve İZM’den insan bile YÖK’ün aslında gerçek fonksiyonundan uzak durup sadece belli bir elit kesimin fikirlerini yansıttığını görebiliyor.

Düşünün ki bir YÖK başkanı seçilmiş hükümet için “Bunlar devlet iktidarını ele geçirmek istiyorlar” desin. Dünyanın hangi çağdaş ülkesinde bu olur… Ama burası Türkiye.

Okul bahçesinde etkinlikte “Bira Standı” açılır kimse tınmaz ama kendilerine uymayan en ufak olayda birden bire bir “vatan elden gidiyor” yaygarası koparılır ki şaşarsınız.

Düşünmüyorum öyleyse YÖK’üm diye çıkmış duvar yazılarını hatırlıyorum geçmişte. Oysa YÖK gibi bir kuruluş sadece bunlarla mı gündeme gelmeliydi.

Benim beklediğim ise şunlardı.

  1. Ülkedeki öğretim üyelerinin her yıl yabancı dergilere yazdığı binlerce makale olması
  2. Ülkedeki alınan patent sayısının her yıl 5000-6000 düzeyine çıkması ve sürekli artması
  3. Ülkeden en az 10 üniversitenin ilk 500′ e girmesi
  4. Rektörlerin ve dekanların siyasi düşüncelerinden çok, hak ettikleri için seçilmesi
  5. Görevi kötüye kullananların anında açığa alınıp yargılanması ve aklandıkları anda görevlerine dönmeleri

Umarım bir gün bir yasal düzenleme yapılırda YÖK olması gereken asıl işlevine kavuşur.

270 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Adalet, Siyaset, Toplum, YÖK Dosyası , Yorum yok »

Atatürk’ün Ölümü ve ABD’nin 200 Dolarlık Çelenk Bütçesi

15 Ekim 2007 yazar İbrahim Kutluay

1923′te Şubatında yani ülkemizin düşman işgalinden temizlenmesinden dört ay sonra ve Cumhuriyetin ilanından dokuz ay önce, Mustafa Kemal, Amerikan halkına hitaben, Lozan Konferansının kesintiye uğraması nedeniyle, ABD Senatosuna bir mektup gönderir. Mektup şu şekildedir.

Büyük Amerikan Milletine,

Siz zulüm ve zorbalığı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız. Siz, uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi özgürlük ve bağımsızlığınızı kazanarak halk egemenliğine dayanan demokratik bir devlet ve güçlü bir uygarlık kurdunuz. Yer kürenin diğer tarafında diğer bir ulus var ki, o da aynı özgürlük, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor. Bu ülkünün arılık ve yüceliğine karşı düşüncelerinizi yanıltmak istiyorlar. Bu propagandayı yapanlar, ya bir takım cahil tutucular veya yeni kazandığımız özgürlüğü kaldırmak ve bizi ondan mahrum etmek isteyen gizli ve açık düşmanlarımıza alet oluyorlar. Yalanlara ve iftiralara inanmayınız. Özgürlük ve bağımsızlık uğrunda savaşan ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adaleti sağlamak için samimi bir surette mücadele eden Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz.
Gazi Mustafa Kemal

Bu mektup, Amerikan Senatosunda 26 Şubat 1923 günkü oturumda, Senatör Mr. Oven’in önerisi üzerine, okunarak zapta geçirilmiş ve bu olaydan dört hafta sonra, Mustafa Kemal, ünlü ‘TIME’ dergisine kapak olmuştu. Bu ‘Dostluk eli’ne, en anlamlı (!) cevap, tam onbeş buçuk yıl sonra geldi.

10 Kasım 1938′de, Türk Milleti, acıların en büyüğünü yaşıyordu, Atatürk ölmüştü. Durum, bütün ülkelere resmen bildirildi. Afganistan’dan Finlandiya’ya, Japonya’dan Letonya’ya kadar bütün ülkeler cenazeye en büyük seviyede heyetlerle katılacaklarını bildirdiler.

Atatürk’ün en çok savaştığı ülke İngiltere, özel bir ‘zırhlı’ ile gönderilen ve başında, onun Anafartalar’da denize döktüğü kıtaların komutanı Mareşal Lord Birdwood ve İngiltere’nin Akdeniz Filosu Başkomutanı Oramiral Dudley Pound olmak üzere, kalabalık bir heyet ve 12 subay 160 erlik bir tören kıtası ve 56 mevcutlu bir bando ile katılırken, dünkü ‘düşman’ Yunanistan, başında Başbakan Metaxas olmak üzere, 12 kişilik yüksek bir heyetle cenaze töreninde bulunacağını açıkladı.

ABD’den ise, uzun süre cevap gelmedi. Sonunda, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi, 18 Kasım 1938′de, Ankara’daki Büyükelçiliği’ne gönderdiği yazıda, törende ABD’yi, sadece Büyükelçi’nin temsil edeceğini bildiriyordu. Yazıda, asıl enteresan (!) olan ifade, şöyle idi:

‘…ABD Büyükelçiliği’nden alınan bir telgrafta Amerikan Hükümeti adına cenaze töreninde kullanılmak üzere, 300 dolarlık bir çelenk yaptırılması için büyükelçiliğe yetki verilmesi önerilmiş; ancak ABD Dışişleri Bakanlığı bu bedeli yüksek bulduğundan, büyükelçiliğe 200 dolar harcama yetkisi verilmiştir’.

Metinde www.maxclubin.com sitesinden alıntılar yapılmıştır. Kendilerine bu anlamlı metni internete koyarak gözlerimizi açmamıza yardımcı oldukları için teşekkür ederim.

Sanırım şimdi Ermeni tezleri, Wilson Prensipleri ve nasıl olupta savatşa bir sürü ülke yenildiği halde bir tek Osmanlı Devletinin işgal edildiği anlaşılmıştır.

518 - (Toplam) 0 - (Bugün)

Kategori Atatürk ve Atatürkçülük, Ermeni Dosyası, Siyaset, Tarih, Toplum , 4 Yorum »