Aylar önce televizyonda buna benzer bir haber görmüş yazmak istemiştim. Nasip bugüneymiş. Konumuz yoksullluk, kriz ve Muş. Muş nasıl olurda her yıl en yoksul il seçilir. 60 kilometre eninde, 80 kilometre boyunda ovası olan bir şehirde hele bu ovanın ortasın geçen 2 akarsu varken nasıl olurda işsizlik %30 – 35 lerde gezer.
Muş ilinde bir vali var. Recep Yazıcıoğlu (Allah mezarını nur eylesin) tarzı bir vali. Bakana posta koyacak “bu yardımlar milleti dilencireştiriyor” diyecek kadar yürekli. Durun bitmedi. Yardımlara karşı bu halk düşmanı valiyi halkı sever ve Başbakana telefon açıp valiyi över. Başbakanda valiyi “örnek vali” ilan eder. Bakın vali yoksulluğun sebeplerini nasıl anlatıyor.
“Yoksulluğun bir tek nedeni var; tembellik!. 60 kilometre eninde, 80 kilometre boyunda ovamız, bu ovanın ortasın geçen 2 akarsuyumuz var. Ancak ilimizdeki sulama oranı yüzde 10′un bile altında. Muş’taki işsizlik oranı yüzde 30-35′lerde. Buna karşılık Niğdeli işçi gelip Muş’taki pancar tarlalarında çapa yapıyor. Muşlu vatandaşımız da kahvede oturuyor. Diyarbakırlı buraya gelip karpuz yetiştiriyor. Muş hayvancılık ve tarım yönünden büyük potansiyel taşıyor olmasına karşın marketlerimizde batı illerinden gelen peynir, yoğurt, süt hatta su satılıyor.”
Peki, yoksulluğu kaçınılmaz kılan bu çalışmama isteği neden? Cevap ibret verici ;
“Eğer insanlar hiç çalışmadan da karınlarının doyacağını, evlerinin ısınacağını, aç ve açıkta kalmayacaklarını biliyorlarsa çalışmaya ihtiyaç duyarlar mı? Yıllar, hatta yüzyıllardan bu yana devam eden bir yanlıştan bahsediyoruz. Sosyal devlet, çalışma gücü olmayana yüzünü gösterir. Yardım, çarenin tükendiği yerde devreye girer. Evde çalışabilecek durumdaki baba yatıyor, devlet bu aileyi ayakta tutmaya çalışıyor. Ailede çalışabilecek bir tek kişi bile varsa ve o kişi çalışmıyorsa, kesinlikle sosyal yardım yapmıyorum. Bu ili yardım alan değil, yardım eden bir il yapma hedefim var. Bu ile fabrikalar gelecek. Boş ovalar üretecek. Kayak merkezi turizmde yarışacak. Bunları başarırsam bu en yoksul ilden verem olmadan giderim!”
Burada benimde eklemem gerekenler var. Bugün Almanya’da vs adamın 20-30 hayvanı varsa kendisi çalışıp işini kendisi görüyor. Ama canım ülkemde 6-7 ineği olan hemen yardımcı tutuyor. Herkesin hayali masabaşında bir iş yapıp çok iyi paralar kazanmak var… Ben 8 aydır personeline maaş ödeyemeyen br belediyeye çöpçü olabilmek için 10000-20000 Alman markı rüşvet vermeye kalkan insanlarda görüm bu ülkede. Yeşil kartlarını oraya buraya kiralayıp devletin ilaç vurgununda soyulmasına izin verenleri de unutmayalım.
Devletin çocukların okulu için verdiği para ile zahire alıp, kışlık yakacak kömürüde çıkarıp, üstüne birde yaşlılık maaşı şu bu dedinmi, çoluk çocuğunu yıl boyu bulgur pilavına mahkum edip, kendisi kahve köşelerinde vakit öldürenlere lafım… Ya da eli ekmek tutupta çalışmayıp anne babasına kardeşlerine el uzatmayanlara. Devlet tabiki sosyal devlet olmalı, ihtiyacı olana tabiki yardım da etmeli ama bunu hakkıyla yapmalı. Benim annem yaşlıdır. 5 erkek kardeşiz. Hepimizin bir işi bir geliri var. Annemin de bir emeklisi var. Geçimi için gerekli katkıyı imkanı olan her kardeş yapar. Yapmazsak devlet anneme yardım etmemeli, bizden gerekirse zorla alıp “anasına bakmayan adamdan bana yani devletine ne hayır gelir diyerek” annemize vermeli.
Küresel kriz sebebiyle işini kaybeden bir sürü insan oldu bunu biliyorum ama bu yazının hedefi bunlar değil.. Bir şeyleri hep mazeret edip iş aramaya bile gerek duymadan yaşayıp gidenler. İlk gruptaki insanları bilirim. İnşaatta iş bulsa gidip çoluk çocuğuna ekmek götürecek adamlar vardır içlerinde. Onlara saygımız sonsuz ama böyle işsiz güçsüz gezen ama arama zahmetine bile girmeyenlere çok lafımız olmalı.
569 - (Toplam) 5 - (Bugün)